Yunan mitolojisi gerçek anlamda bir derya. Her şeyiyle ayrı bir dünya ve bahsetmeye sayfalar yetmez ama ben şimdilik tek bir kişiye ve olaya odaklanmak istiyorum. Son derece ilginç ve tutkulu bulduğum bir hikaye, Hermaphrodite’in doğuşu.
Hermaphrodite Doğuşu
Yunan mitolojisi çok uzun ve biraz karmaşık bir yapıya sahip. Aile anlayışları, soy ağaçları düşündüğümüzden daha farklı olabiliyor. Hermaphrodite, Aphrodite’in Hermes’le olan yasadışı aşkından meydana gelen bir tohumdur. Aphrodite, bu günahını gizlemek için oğlunu İda Dağının perilerine emanet eder ve bundan sonra onu periler yetiştirir. Ormanın vahşi hayatına uygun bir şekilde büyüyen oğlan, tamamen özgür bir hayat yaşar.

Hermaphrodite ve Salmakis
Günlerden bir gün, Hermaphrodite, yıkanmak için pek de tekin olmayan Kariol’daki göle girer. Ancak gölün kenarından geçen Salmakis perisi ona tutulur ve hemen oğlanın karşısına geçip duygularını itiraf eder. Hermaphrodite her ne kadar Salmakis’ten son derece hoşlanmış olsa da geri çekilip periyi reddeder. Salmakis, onu aldırmaz ve büyük bir aşkla ona sarılır. Hermaphrodite kendini onun kollarından kurtarmaya çalışsa da gücü yetmez ve Salmakis büyük bir kudretle Tanrılara şöyle yalvarır: “Zalim delikanlı, boş yere çabalıyorsun, ey Tanrılar, emir veriniz ki, ne ben ondan ayrılayım, ne de o benden ayrılsın ve hiç kimse bizi birbirimizden ayırmasın!”
Salmakis’in haykırışından sonra Hermaphrodite’le bedenleri birleşir. Tek bir bedende hem erkek hem de kadın olurlar ve böylece sonsuza kadar beraber yaşarlar…

Kaynak: Klasik Yunan Mitolojisi – Şefik Can (syf. 101)