Norveç’ten Sicilya’ya, Rusya’dan İrlanda’ya, hatta okyanusların ötesine Kuzey Amerika’ya toprak ve yağma uğraşıyla gezen hem tarihi hem efsanevi bir topluluktur. Müthiş hakimiyet ve teknik becerileri ile denizleri kendi oyun sahalarına çevirmiş acımasız akıncılardır. Uzun süreler boyunca Avrupa kıyılarını yağmalamış, çıktıkları her toprak parçasında kalıcı izler bırakmış savaşçılardır.
Viking savaşçıları yüzyıllar boyunca Kuzey Denizi’nden Akdeniz’e kadar gittikleri her yeri kasıp kavurmuştur. Fakat bu efsanevi Nordik gemicilerin hikâyesi, kandan, ganimetten ve diğer her türlü hazinelerden daha fazlasıdır. Bilinen aksine sadece savaşçı yağmacılar değil aynı zamanda birer kâşif ve yerleşimci olan Vikingler, yerkürenin her yerine yolculuklar yapmışlardır. Yapılan araştırmalara göre Kristof Kolomb’dan yaklaşık 500 yıl önce Kuzey Amerika’ya çıkmışlardır. İşte bu yolcuklarda kullandıkları efsanevi gemi teknolojisine ve günümüze bıraktıkları önemli mirasları Oseberg Gemisi’ne bir göz atalım.

Vikingler Kimdir?
MS 789 yılında bir Anglosakson Kroniğinde İngiltere’ye ilk Viking akını ve ilk kurbanları aktarıldıktan dört yıl sonra, Viking dizisinin ilk bölümlerinde gösterilen, MS 793 yılında Lindsfarne’deki ada manastırına ünlü bir akın yapılmıştır. İlk Viking akıncılarının Britanya ve ardından bütün Avrupa’da yarattıkları korku bu kroniklere yansımıştır. Daha önce böyle bir korkunun yaşanmamış olduğu ve denizden böyle bir akının mümkün olduğu belirtilmiştir.

Peki Vikinglerin kana susamış insanlar olarak bu şekilde tasvir edilmesinin kökeninde ne yatmaktadır? Bunun altında ‘’barbar kuzey’’ algısı yatmaktadır. Bunu size şöyle tasvir edebilirim; Akdeniz’in klasik dönem yazarlarına göre dünya kusursuz dengelenmişti. Sıcak, kuru, parlak ve medeni güneyin karşılı olarak soğuk, karanlık, ıslak ve barbar kuzey vardı. Roma İmparatorluğu dönemine bakarsanız da imparatorluğa yöneltilen tehditlerin merkezi kuzeydi. Bu barbar tehdidinin İskandinav boyutu, Roma İmparatorluğunun çöküş döneminde de varlığını sürdürmüştür.
Ani ve yıkıcı bir etki gibi görünen ve tarihi kayıtlara bu şekilde yansıyan Vikingler için Anglosaksonlar, ‘’paganlar’’, ‘’Danlar’’ veya ‘’Kuzeyliler’’ demiştir. Viking terimi ise pek çok anlama geldiği ifade edilse de pek çok araştırmacı ‘’fiyort veya körfez içine saklanmış bir korsan olan vik (fiyort, körfez) terimi üzerinde durmuştur. İskandinav kaynakları dışında kullanılmayan bu terimin asli kökeni kesin değildir. Ordugâh anlamındaki wic veya Norveç’teki coğrafi bölge Vik’ten de gelmiş olabilir. Frank kaynakları Nordmanni (Normanlar), Cermen kaynakları Ascomani (’Dişbudak adamları’’ gemilerin dişbudak ağacından yapılmış olmasından olabilir), İspanyol Müslüman kaynakları el-Madju (kâfir büyücüler), Slav kaynakları Rus, Bizans kaynakları Rhos (kırmızı ten renklerinden ötürü Yunanca bir kelimeden geliyor) veya Varangoi (yemin anlamını taşıyan ‘’var’’dan geliyor) olarak kullanmıştır. Diğer milletlerden vakanüvisler ise ‘’Danlar, Norveçliler, İsveçliler’’ terimlerini birbirlerinin yerine geçecek şekilde kullanmıştır.

Vikinglerin, 8.yüzyılın sonlarına doğru görünmeye başlamalarına dair birçok sebep öne sürülmüştür. Başlıca ülkelerinde aşırı nüfus ve büyük bir nüfus patlamasının dışarıya taşması denilmektedir. Buna ek olarak Charlemagne’nin yönetimindeki Karolenj İmparatorluğu kıta Avrupa’sında hakimiyet sağlayarak sıkı yönetim tesis etmiş, bunun etkisinde ticari faaliyetler yükseliş gösterirken korsanlık faaliyetleri bunu takip ederek artış göstermiştir. Bununla ilgili olarak aslında döneme damgasını vuran unsur, 8.yüzyılda Vikinglerin gemi inşasında büyük bir gelişim göstermesidir. Bu yalnızca Vikinglerle özdeşleştirilen ünlü Viking yelkenlilerinde değil ayrıca ‘’knarr’’ adı verilen tüccar teknelerinde de kendisini göstermiştir. Vikingler bu gemilerle sırayla, uzak bölgelere akınlar düzenlemeye ve ardından buldukları bölgeleri kolonileştirmede başarılı olmuşlardır. Bu gemiler, Viking yayılmasının esas araçlarıydı ve bu şekilde çok uzak diyarlara ulaşmışlar, koloniler kurmuşlardır. Şimdi Vikinglerden günümüze kadar kalan ünlü Oseberg gemisini inceleyelim.
Oseberg Gemisi
Viking Çağı’ndan günümüze ulaşan en muhteşem tekne olan Oseberg gemisi, Norveç’teki Vestfold bölgesinde Oslo halicinin batı yakası üzerindeki Oseberg çiftliğinin yakınlarında bir alanda 1904 yılının yaz mevsimindeki kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Gemi denizden çok uzak olmayan, akıntıya yakın bir yerde düz bir arazide gömülmüştür. 6.5 metre yükseklikte 40 metreden fazla çap ölçülerinde etkileyici bir gemi höyüğüyle kaplı olan bu geminin yattığı nemli mavi balçığın koruma özelliklerle, hava geçirmeyecek şekilde sıkışması çürümeyi azaltmış ve yalnızca geminin değil, gemiyle gömülü teçhizatın da muhafaza edilmesini sağlamıştır. Oseberg gemisi, dümeni yerinde ve pruvası da güneydeki açık denize bakar şekilde bir hendeğin için bulunmuştur. Mezarlık alanı içinde (Tümülüs) bulunan bu geminin mezar odasına iki kadının kalıntıları bulunmuştur.

Bozulmamış bir şekilde duran bu gömü, yapılan araştırmalarla MS 834 yılına tarihlendirilmiştir. Geminin yapımı ise süslemelerden anlaşılarak MS 830 yılına tarihlendirilmiştir. 21,58 metre uzunluğa ve 5,1 metre genişliğe sahip bu gemi meşe ağacından yapılmış ve gövdesi dokuz tanesin geminin altını oluşturan 12 tane üst üste binmiş borda kaplamasından yapılmıştır. Onuncusu yani meginhufr alt kısımdan yan tarafa geçişi kolaylaştırır, on birincisi ve on ikincisi ise su hattının üzerindeki tek kaplamalardır. Gemilerin yere ve süratli hatlarını oluşturan bu parçalardan meginhufr kaburgaları içeren kuşak kirişleriyle bağlantı noktası olarak işlev görür. Gemide on beş çift kürek bulunmuştur. Uzunlukları 3,7 ila 4,03 arasında değişen boyutlarda olup harika bir şekilde yapılmıştır. Kusursuz işlevselliğe sahip olmasına karşın ne kürekler ne de dümen yıpranma belirtisi göstermemiştir. Anlaşılan o ki hiçbir zaman kullanılmamıştır.
En sonunda geminin müthiş pruva ve kıç kısmından ayrı olarak bahsetmemiz gerekiyor. Bol, yükselen kemerlerle oluşturulan bu kısımlar su hattının 5 metre yüksekliğine çıkar ve şık, kıvrımlı ‘’spirallerle’’ son bulurlar. Pruva ve kıçın her iki tarafı da efsanevi canavarların friz ve figürleriyle dekore edilmiştir. Dönemin tipik bir tarzı olarak oymanalar en üst düzeydedir. Kemerin bir spiral hâlini aldığı noktada tasarım çok daha basitleşir.
Geminin hatları bir yılanın bedenini andırır ve pruvada bu hayvan başını, kıçta ise kuyruğunu tasvir ederek son bulur.

Geminin yapılış amacına bakarsak, kürek delikleri sürgülenmemiş olduğundan geminin fırtınalı denizlerle başa çıkması yapılmadığı görünür. Güvertenin yapılış şekli incelendiğinde altındaki bölüme kısıtlı erişim olması geminin uzun ve zorlu yolculuklar için tasarlanmadığını gösterir. Görünen o ki Oseberg gemisinin yapımında malzemeler gemiyi açık denizleri güvenli bir şekilde aşmaktan engellemişti. Bazı araştırmacılar bu hassaslığın, bir gelişme sırasındaki geçiş döneminden bir deneysel tasarım sebebiyle olduğunu söylemektedir. Diğer taraftan Oseberg gemisi yapılmadan önce MS 793 yılında Lindisfarne’daki keşişlerin kendilerine pahalıya patlayacak şekilde Viking gemi ustalarının Kuzey Denizi’ni aşma kabiliyetlerini kanıtladıkları görünmüştür.
O hâlde Oseberg gemisi, Norveç’in korunaklı su yolarında açık havalarda yapılacak kısa yolculuklar için özel olarak yapılmış ve çok daha sağlam bir yapının, özel durumlarda kullanılacak keyfi ve ferah bir tasarım oluşturmak için belki de feda edildiği gözükmektedir. Bu kraliçe veya kral için sefahat statüsü simgesiydi.
Bu gemi gibi dünyanın en iyi korunmuş Viking gemilerini yakından incelemek isterseniz Oslo’daki Viking Gemi Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz.