İçeriğe geç

Şövalyeliğin Doğuşu, Yükselişi ve Çöküşü

Bir rivayete göre şövalyelik tarih insanın yaratılmasından önceye kadar gitmektedir. Büyük meleklerden Mikâil kahraman olarak yiğitliği hiçbir zaman aşılamayan ilk şövalye idi. Tanrının tahtının etrafındaki melekler korosunun bir taklidi olan şövalyelik de Mikâil’in bir nevi taklit edilmesidir. İnanış böyle iken tarihte yiğit ve cesur Hristiyanların Mikâil’i taklit etmeye ne zaman, nerede ve nasıl başladıkları konusunda ortak bir görüş yoktur. Bunun nedeni şövalyeliğin sosyokültürel bir olgu olmasıdır. Askerî, sosyal, siyasal ve dinsel birçok farklı etkenin X. yüzyılda bir araya gelmesiyle meydana çıkar.


Kurumsal olarak şövalyeliğin doğup gelişip ve ortadan kalktığı zaman dilimi XI. asrın başlarından XIV. asrın sonları ile XV. Başlarına kadar geçen üç yüz elli-dört yüz yıllık bir süredir.

Feodalizmin Hakkında


Temelinde kurum olarak kiliseye, genel anlamda da adalet ve eşitlik anlayışına zarar veren bir sistem olarak tanımlanan feodalizmin IX. yüzyılın politik ve sosyal yapısı göz önüne alındığından şövalyeliğin ortaya çıkması kaçınılmaz denilebilir. Bu dönemde artan zülüm ve barbarlık seviyesi hem maddi hem fiziksel olarak zayıf olanların yardım çağrısı feodalizmin başlangıç noktası olarak ele alınmaktadır. Güçlülerin zayıfları koruma altına almaları bir bakıma yardımseverlikten değil zorunluluktan kaynaklandığı için feodalizm, dönemin şartlarının ortaya çıkardığı bir sistemdir. Böylece vuku bulan baskı ve suiistimallerden doğan feodalizmin üst tabakası asiller, askerlerin dini yönlerini eksik bularak buna çözüm olarak şövalyelik kurumunun ortaya çıkmasında önemli bir etken oluşturmuştur.

şövalyelik nedir? Ortaçağ'da şövalyeler


Peace of the King (Kralın Barışı), Truce of God (Tanrının Ateşkesi) ve Clermont Konsili’nde alınan kararların ortaya çıkmasını sağlayan ruh aynı yapıda olup, şövalyeliği tetikleyen zorunluluk zamanın kargaşası ile ilişkilendirilebilir. Hristiyan askerler olarak nitelendirilen şövalyelerin, kendilerinden daha güçlü lordların zulmü altında ezilen ama etraflarında yaşananlardan ciddi manada rahatsızlık duyan asillerin yanlışları düzeltmek ve zayıfların haklarına savunmak amacıyla bir araya gelmeleri şövalyelik ruhunu ortaya çıkarmıştır. Bu ruhun kilise tarafından desteklenmesi amacın kutsallığına katkı sağlamıştır.

Haçlı Seferleri


Dünya tarihinde önemli bir yere sahip Haçlı Seferleri’nin şövalyeliğin bir kurum olarak gelişmesinde büyük bir katkısı olmuştur. XI. yüzyılın sonlarına doğru kilise, kutsal savaşı kendisine misyon edinince, kendisi için savaşacak ve hayatını dine adayacak savaşçılar bulmaya çalışması kaçınılmazdı. XI. yüzyılın sosyal, siyasi ve ekonomik yapısı bu fırsatı kiliseye sağladı. Haçlı Seferlerine katılmayı teşvik eden kilise, şövalyelerin bağlarını dinsel yeminlerle daha da güçlendirmiştir. Baktığımız zaman bugün adını duyduğumuz birçok şövalye tarikatı bu seferler sırasında kurulmuştur. (Tapınak Şövalyeleri, Hospitalier Şövalyeleri, Töton Şövalyeleri, Livonyalı Kılıç Kardeşleri, Aziz Lazarus Şovalyeleri gibi) Haçlı Seferleri denilince akla ilk olarak haç işareti işlenmiş beyaz veya kırmızı pelerinli, atlı şövalyelerin gelmesi boşuna değildir.

Haçlı Seferleri nedir?


Tarihte her zaman karşımıza çıktığı üzere ne kadar güçlü olursa olsun her imparatorluk ve temeli ne kadar sağlam olursa olsun her düzen belirli bir zamandan sonra yerini daha yenisine ve belki de daha iyisine bırakır. Aynı durum bir mecburiyet sonucunda IX. yüzyılda ortaya çıkan ve Endüstri Devrimi ile tamamen sonlanan, Orta Çağ’da uzun süre etkili kurumu şövalyelik kurumu içinde geçerlidir. Şövalyelik kurumunun başlangıcı gibi bitişi hakkında da kesin bir bilgi ve belge mevcut değildir.


Ama şu söylenebilir ki Kudüs Krallığı’nın yıkılması (Selahaddin Eyyubi’nin 1187 yılında ortadan kaldırdığı ancak 1291’de tekrar kurulup aynı yıl yıkılan krallık) ve Tapınak Şövalyeleri’nin yasaklanmasından sonra (1312’de Papa ve Fransa Kralı IV. Philippe iş birliği ile ortadan kaldırılmış ve bütün mal varlıklarına el konulmuştur. Tarikat üyeleri için tutuklama emri çıkarılmış ve yakalananlar şiddetli bir şekilde cezalandırılmıştır.) şövalyelik kurumu çöküşe geçmiştir. Haçlı Seferleri ile geçen 200 yıllık süre zarfı da kurumun üstünlük sağladığı dönem olarak belirtilmektedir. Şövalyelik kurumunun çöküş nedenleri arasında; XIII. yüzyıl itibariyle feodalizmi ortadan kaldırmak isteyen kralların şövalyelik unvanını eğitim almamış toprak sahiplerine ve hatta daha kötüsü para ödeyerek bu unvana sahip olmak isteyen kişilere vermesi; şövalyelerin düzenli be organize bir şekilde bir araya gelememeleri, disiplinsizlik, ve ortak bir amaç gütmemeleri; barutun bulunması ile şövalyelerin tekniklerinin geçerliğini yitirmesi, ağır zırhların ve silahlarının onlar için bir nevi ‘’tuzak’’ olması, ulaşılamaz olan kalelerin ağır silahlar sayesinde işlevlerini kaybetmesi gösterilebilir. Bunlara ek olarak merkantalizm ile birlikte doğan, gelişen burjuva sınıfı ve yeni kurulan şehirlerden kaynaklarnan nedenleriyle yozlaşmayı da ilave edebiliriz.

Şövalyeliğin Doğuşu, Yükselişi ve Çöküşü Freya Art


Şövalyelik kurumu ve feodalizmin sona yaklaşmasında ortaklıklar olduğu söylenebilir. Şövalyelik kurumunun uzun soluklu olamayışı ve özellikle de ferdî bir kurum olamamasının nedenleri arasında kiliseye fazlasıyla bağlı olması ve devlet tarafından kontrol edilmemesi sayılabilir. Yapısal olarak herhangi bir düzenin olmaması ilerleyen zamanlarda fikir ayrılıklarına sebebiyet vermiştir.

Şövalyeliliğin Çöküşü


Son olarak çöküş sürecindeki bu sebepler İngiltere, Fransa, İspanya, Alman ve İtalya’da ortaya çıkan farklı durumlar sebebiyle değişiklik göstermiştir. İngiltere’de ve Fransa’da çıkan iç savaşların ‘’asil şövalyelik kurumuna ölümcül bir şekilde zarar verdiği’’ ve bunun birlikte ‘’büyük olmakla birlikte bu zararın şövalyelik ruhunu tam anlamıyla ortadan kaldırmadığı’’ da eklenmektedir. Birçok efsaneye konu olan şövalyelik ruhu, günümüzde toplum içerisinde hâlâ saygı duyulan bir unsur olarak anlaşılmaktadır. Cervantes’in romanı Don Kişot’ta bunu görebilmekteyiz. Yazar romanında şövalye ruhunu canlandırırken bir yandan Don Kişot’un, yaşadıklarının bir düş olduğunu anladığında ölmesi aslında bize şövalye çağının geride kaldığını usta bir dille ifadesidir. (Don Kişot’ta isimleri geçen ve bizim de çoğunlukla bildiğimiz meşhur şövalyeleri; Kral Arthur, Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Saygıdeğer Dokuzlar gibi).

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir