İçeriğe geç

‘’Savaş Makinesi’’ Vasa Gemisi’nin Dramatik Tarihi

The POWER and The GLORY

Vasa veya Wasa, 1626-1628 yılları arasında yapılmış olan bir İsveç İmparatorluğu kalyonudur. Gemi 10 Ağustos 1628 tarihindeki ilk yolculuğunda limandan ayrıldıktan hemen sonra henüz 1 deniz mili bile gitmeden su alarak batmıştır. Bu dramatik olaya geçmeden önce İsveç tarihinden biraz söz etmek gerekir. 17. yüzyılda İsveç, İskandinavya’da küçük, yoksul ve önemsiz bir krallıktan Avrupa sahnesinde önemli rol oynayan bir güç haline gelir. Uluslararası alanda artan bu önemin en belirgin sebebi ülkenin askeri gücünün artması ve bu amaç uğruna tüm ülke kaynaklarının seferber edilmesidir. Bu dönemdeki en başarılı liderlerden olan Kuzeyin Aslanı lakaplı II. Gustaf Adolf baştadır. Vasa Gemisi’nin yapımına başlandığında on yılı aşkın süredir tahtta olup İsveç’i Avrupa’nın en korkulan güçlerinden biri haline getirmiştir. Bu dönemde Polonya-İsveç Savaşları ve Otuz Yıl Savaşları sebebiyle yorgun düşen İsveç donanması için zayıf ateş gücüne sahip gemiler yerine II. Gustaf Adolf döneminde büyük gemilere geçiş yapılmıştır. Bu gemiye bakanlar sadece bir gemi görmeyeceklerdir. İmparatorluğun askeri gücünü simgelemesi ve düşmanlara hakimiyet kurulması için kurulan yeni donanmada Vasa dönemin en büyük savaş gemisiydi. Aynı dönemde inşa edilen Äpplet, Kronan, Scepter ve Göta Ark 1660’lı yıllara kadar başarıyla hizmet etmiş ve İsveç donanmasının omurgasını oluşturmuştur.
Yapımı

‘’Savaş Makinesi’’ Vasa Gemisi’nin Dramatik Tarihi Freya Art
Kraliyet Sembolü

Büyük bu savaş makinesinin yapımına ve denize açılmasına baktığımızda ise İsveç tarihinin en fiyasko olaylarından biri ile karşılaşmaktayız. Stockholm tersanesinin o dönemin meşhur denizcileri Hollandalılar tarafından işletildiği dönemde 1627 yılında geminin gövdesi tamamlanır. 1628 yılında geminin inşasından sorumlu kaptan Söfring Hansson, amiral Clas Fleming’in katılacağı bir deneyle geminin dayanımını ölçmek ister. Otuz askerin güvertede ileri geri koşarak geminin dengesini bozmaya çalıştığı deneyler amiral tarafından geminin rıhtımda devrileceği endişesiyle durdurulur. Kral II. Gustaf ise yurtdışından yazdığı ağır mektuplarla geminin neden hala suya verilmediğini sormaktadır. Kralın gemiyi denize indirmesi için baskı altında kalan Söfring’e yine de yelken açmasını emreder. Aylar sonra, Vasa ilk ve son yolculuğuna çıkacaktır. Kralın en yeni ve en güçlü gemisi Vasa baharda denize indirilir ve yüzlerce zanaatkar yaz boyunca gövde ve arma işlerini bitirmek için çalışır.

Geminin 1628 yılındaki canlandırılması
Geminin 1628 yılındaki canlandırılması

Silah ve Süslemeler

Bu gemiyi bir yandan önemli yapan diğer iki önemli unsur da silah ve süslemelerdir. Vasa deniz savaşı taktiklerinin değişmekte olduğu bir dönemde inşa edilmiştir. Bu dönemde en belirgin savaş şekilleri düşman gemisini bordalamak olurken artık uzak mesafeden topçu ateşiyle düşmana üstünlük sağlamak yavaş yavaş ağır basmaktaydı. Vasa’yı döneminin en güçlü gemilerinden birisi yapan özellik de hem çok sayıda asker taşıyabilmesi hem de çok büyük ateş gücüne sahip olmasıydı. Bir yönden ateş edilebilecek mermi ağırlığı 267 kg seviyesindeydi. Bu ortalama dönemin diğer savaş gemilerine göre oldukça gelişkin bir seviyedeydi. Baltık’taki en güçlü silahlı gemiydi, dünya değilse de Reval’dan Kopenhag’a korkulan yüzen bir kaleydi.

Geminin silah gücünü gösteren fotoğraf
Geminin silah gücünü gösteren fotoğraf

Geminin her iki tarafındaki toplar, 1620’lerdeki tipik İsveç savaş gemisinin yaklaşık dört katı ve diğer kuzey Avrupa donanmalarındaki en büyük gemilerin iki katı kadar geniş bir alana ateş edebiliyordu. Vasa, eğer sorunsuz yelken açabilseydi hızlı bir gemi olurdu ve bu hız, ateş gücü kombinasyonu ile birlikte yıkıcı olabilirdi. Keskin bir topçu olan Gustav Adolf, deniz savaşlarının topçu düelloları olacağı bir gelecek gördü. Onun için, top birincil silahtı bu sebeple daha fazla silahı ve daha büyük silahları tercih etti.

Vasa Gemisinin ana güvertesi
Vasa Gemisinin ana güvertesi

O dönemdeki savaş gemilerinde adet olduğu üzere Vasa da monarşinin gücünü, ihtişamını simgelemek amacıyla süslemeler, heykellerle bezenmişti. Şunu söyleyebiliriz ki Avrupa’nın geri kalanını Kral Gustav II Adolf’a hayran bırakacak ve korkutacak devasa bir sanat eseriydi. On yedinci yüzyıl İsveç’inden muazzam bir bütçeye sahip bir reklam kampanyası diyebiliriz. Özellikle heykeller gemi masrafının önemli bir kalemi haline gelmiştir. Geminin süslenmesinde Rönesans izleri bulunabilmektedir. İç dekor süslemeler ise genellikle kaptan köşküyle sınırlı kalmıştır. Gemideki heykellerde ortaya çıkartılan boya kalıntılarına göre geminin çok gözalıcı şekilde süslendiği bilinmektedir. Müzedeki gemi modelleri bu özelliğe göre aslına uygun olacak şekilde boyanmıştır. Heykeller genelde meşe, çam ve ıhlamur ağaçlarından oyulmuştur. 3 metre uzunluğundaki aslan başı heykeli gibi büyük yapılar ise cıvatalarla birbirine tutturulan küçük heykellerden oluşturulmuştur. Toplam sayıları 500 civarında olan heykeller geminin kıç kısmında yoğunluktadır.


17.yüzyılın büyük reklamı ‘’Vasa Gemisi’’

Roma imparatorlarından İsveç krallarına kadar çok sayıda önemli tarihi kişiliğin de büstleri heykeller arasında yer almıştır. Aslan, ön pençelerinde Vasa hanedanının armasını tutar. Gaga başındaki aslan aynı zamanda Roma imparatoru Augustus’u da simgeliyordu. Amaçlanan mesaj, Gustav II Adolf’un Roma İmparatorluğu imparatorlarının varisi olduğu ve kendi imparatorluğunu kuracağıydı. Vasa sadece bir savaş gemisi değildi; aynı zamanda İsveç ve Kral Gustav II Adolf için büyük bir vitrin olması amaçlanmıştı. Görkemli tasarımı seyircileri etkilemek gibi net bir mesaj da taşıyordu. Heykellerin, Gustav II Adolf’un gerçek kral olduğunu ve yanında Tanrı’nın olduğunu aktarması gerekiyordu. En azından altı usta heykeltıraş ve çok sayıda yardımcının iki yılda tüm heykelleri bitirdiği tahmin edilmektedir. Vasa arka planda kaybolacak şekilde inşa edilmemişti. Tam tersi, kelime, 1600’lerde İsveç dilinde yoktu, ancak Vasa, İsveç ve Gustav II Adolf için devasa bir reklam panosu gibiydi.

Vasa Müzesi
Vasa Müzesi

İlk ve Son Yolculuk

Bütün bu ilginç bilgilerden bahsettikten sonra geminin ilk ve son yolculuğuna geçebiliriz. Kilise ayinleriyle başlayan şenlik havası sulu bir mezarda sona erdi. Baltık’ın en güçlü savaş gemisi Vasa, ilk kez yelken açtıktan kısa bir süre sonra, kalabalık bir izleyici kitlesinin gözleri önünde Stockholm limanında battı. 10 Ağustos 1628 günü Kaptan Söfring Hansson, Vasa’nın Älvsnabben Deniz Üssünden ayrılarak ilk seferine çıkması için emir verdi. Hava açıktı, güneydoğu yönünden hafif bir rüzgâr vardı. Gemi limandayken üç yelkenini açarak doğu yönünde ilerlemeye başladı. Topların ateş edebilmesi için lumbar kapaklar açıldı ve Stockholm’den ayrılan gemi şehri selamlamak için hazırlanıyordu. Rıhtım insanlarla doluydu ve su, güçlü savaş makinesinin demirlemelerinden kaymasını ve Stockholm’den yelken açmasını izlemek isteyen insanları taşıyan küçük gemilerle doluydu.

1961 kurtarma faaliyetlerini yürüten Anders Franzen
1961 kurtarma faaliyetlerini yürüten Anders Franzen

Mürettebatın, geminin ilk yolculuğu olduğu için ailelerini getirmesine izin verilmişti. Kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere misafirler, gemi Stockholm takımadalarındaki Älvsnabben adasındaki yaz filosu üssüne gitmeden önce Vaxholm kalesine ineceklerdi. Orada yedek filonun amiral gemisi, Polonya-Litvanya’ya karşı çıkmaza giren kanlı savaşta Gdańsk ablukasını güçlendirmek veya Almanya’nın Stralsund limanını koruyan İsveç filosuna katılmak için yeni emirleri bekliyor olacaktı. Ancak Vasa şehirden ayrılmak üzereyken aniden değişen rüzgâr yelkenlerini doldurunca sağa doğru yalpalar. Rüzgâr tam kesilmişken yeniden şiddetlenince diğer tarafa yalpalamaya başlar ve topların lumbar kapaklarının açıklığından su almaya başlar. Geminin su alması yalpalamayı şiddetlendirir ve bir anda sahilden 120 metre açıkta 32 metre derinlikte batar.

Gemi mürettebatı etraftakilerin yardımıyla kurtarılsa da kıyıya çok yakın bir yerdeki olayda 30 ila 50 denizci hayatını kaybeder. Geminin ilk yolculuğunu izlemeye gelmiş olan kalabalık halkın yanı sıra yabancı elçiler de batışa şahitlik etmişlerdir.

1961'de kurtarma faaliyetlerine katılan dalgıcın kıyafeti
1961’de kurtarma faaliyetlerine katılan dalgıcın kıyafeti

Sorun, gövdenin üst yapılarının çok uzun olması ve su seviyesinin altındaki nispeten küçük gövde miktarı için ağır bir şekilde inşa edilmiş olmasıdır. Bu, gemiyi hızlı hale getirmiş olabilir, ancak ağırlık merkezini suyun çok yukarısına koydu, bu nedenle hafif bir esinti bile gemiyi endişe verici bir şekilde durdurabilirdi. Bu, bazıları için gemi yola çıkmadan sorunlu gözükse de 10 Ağustos 1628’de herkes için netleşti. Kaptan Söfring Hansson’ın Vasa yola çıktığında silah kapakları kapalı olsalardı, içi su ile dolmazdı ve gemi daha kararlı ilerleyebilirdi.
Soruşturma

Vasa battıktan bir gün sonra soruşturma başladı. Vasa’nın kaderi yurtdışında olan krala 27 Ağustos tarihli mektupla bildirilir. Kral çok sert bir şekilde yazdığı cevapta sorumluların cezalandırılmasını talep eder. Kazadan kurtulan Kaptan Hansson derhal hapse atılır ve mahkemeyi beklemeye başlar. Ancak kimse İsveç’in Büyük Güç Dönemi’nin en büyük felaketlerinden biri için cezalandırılmadı. Sonuçta talihsizlik ve ilahi gündemlere bağlanan batış İsveç ekonomisine oldukça ağır bir yük getirir.

Batık Geminin 333 yıl sonra keşfedilmesi ve çıkarılması

Batık gemi, kurtarıcılar için cazip bir hedeftir. Gemiyi kaldırmak için tekrarlanan girişimler başarısız olur; liman dibinin çamuruna sıkıca sıkışmıştır. Sonunda, battıktan 35 yıl sonra yani 1663-1665 yıllarında Albrecht von Treileben ve Andreas Peckell liderliğindeki bir dalgıç ekibi, Vasa’nın neredeyse tüm toplarını ortaya çıkarmayı başardı. Ancak geminin kurtarılamayacağı anlaşılır. Gemi unutulmaya yüz tutmuş olsa da İsveç Donanması haritalarında geminin yeri sürekli olarak işaretlenir. 20.yüzyıl başlarında İsveç Donanması batığa çeşitli dalışlar düzenlemiştir. Suyun altında kaldığı tam 333 yıl boyunca Vasa çok çeşitli etken altında çürüme ve bozulmayla karşı karşıya kalmıştır. Baş ve kıç taraftaki ana gövdede kullanılan binlerce demir bağlantı elemanı çürümüştür. Gemideki ahşap heykeller de çok büyük zarar görmüştür. Özellikle yoğun demir içeren top gibi silahlar tamamen paslanmıştır. Cesetler ise deniz canlıları ve bakteriler tarafından sadece geriye kemikler kalacak şekilde parçalanmıştır. Gemideki giysi, ayakkabı gibi eşyalar zarar görse de günümüze ulaşmıştır.

Bugün bunların hepsi İsveç’te Vasa Müzesi’nde halka sergilenmektedir. Çok detaylı incelemelerle karşılaşacaksınız. Geminin bu anlattığımız çürümelere karşın gemi harika korunarak günümüze gelmiştir.

Gemiden çıkartılan ölen bir kişiye ait kemikler
Gemiden çıkartılan ölen bir kişiye ait kemikler

1950’lerin başında İsveç donanmasında yakıt mühendisi ve İsveç denizcilik tarihine büyük ilgi duyan amatör arkeolog Anders Franzén, İsveç donanmasının kayıp gemilerini aramaya başladı. Listesinin başında yer alanlardan biri Vasa’ydı. Boş zamanlarını İsveç Ulusal ve Askeri Arşivleri’nde ipuçlarını aramak için ve dibini enkazlar için sürükleyerek dışarıda geçirdi. Uzun araştırma sürecinden sonra batık savaş gemisi Vasa’yı 1956 keşfetti ve geminin kaldırılıp büyük bir müzenin merkezi haline getirilebileceğine dair büyük bir fikri vardı. Ayrıca böylesine devasa bir görev için gerekli kişileri ve kurumları işe almak için ikna edici becerilere sahipti. O olmasaydı bugün bir Vasa Müzesi olmazdı demek doğru olur.
Batık prensip olarak basit bir şekilde geminin altına açılan altı tünelden geçirilen çelik halatların mavnalardaki vinçler sayesinde kaldırılması ile yüzeye çıkarılmıştır. Geminin altında dalgıçlar tarafından yapılan kazı çalışmaları çok tehlikeli olsa da kazasız tamamlanmıştır. Kazılar sırasında toplam 1300 dalış yapılmıştır. Batık 1959 yılı Ağustos-Eylül döneminde 18 ayrı kaldırma işlemiyle 32 metre derinlikten 16 metre derinliğe çekilmiştir. Burada son kaldırma işlemi için batık yaklaşık bir buçuk yıl hazırlanmıştır.

Bu kapsamda güvertedeki çamur ve enkazlar temizlenmiş, top kapakları kapatılmış, kıç tarafında yıkılan yerler onarılmış, düşen birleşim elemanları tamir edilmiştir. Sonunda 8 Nisan 1961 tarihinde 333 yılın ardından Vasa yeniden su yüzüne çıkmıştır. Tersaneye çekilen Vasa, geçici olarak sergilendiği müzeden alınarak özel olarak yapılan Vasa Müzesine 1988 yılında alınır. Müze resmî olarak 1990 yılında halka açılır.

Mirası ve Günümüze Yansımaları

Vasa 333 yıl suyun altında kalmasına rağmen görece iyi bir konumdaydı. Vasa’nın iyi korunmasının bir nedeni de Stockholm açıklarındaki sulardaki aşırı kirlenmedir. En güçlü mikroorganizmaların bile hayatta kalmasına izin vermeyen oksijensiz ortam gemiyi korumuştur. Müzeye girdiğinizde ortam ısısının farklılığını fark edeceksiniz çünkü çevresel etkilerin en aza indirilmesi için müze sürekli olarak 18–20 °C sıcaklık ve %55 nem oranı olacak şekilde tutulmaktadır.

Vasa, 17.yüzyıldaki İsveç İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerini hatırlatan popüler bir tarihi simge haline gelmiştir. Karayip Korsanları’nda kullanılan gemiler yapılırken Vasa Gemisi örnek alınmıştır. Her ne kadar tarihteki en kısa yolculuğu yapıp 10-15 dakika içerisinde rıhtıma yakın bir noktada batsa da bugün İsveç’in ulusal simgelerinden biridir. Otuz yılı aşkındır sergilenen

Vasa Gemisi Müzesi milyonlarca ziyaretçi ile rekorlar kırmış ve TripAdvisor’a göre dünyanın en iyi müzeleri arasında ilk 10’nda yer almaktadır. Her ne kadar bu kısa yolculuk trajedi olsa da direkler ve yelkenler de dahil olmak üzere orijinal yapının yüzde 98’inden fazlası hayatta kalmıştır. Bu yüzden bir enkaz gibi görünmüyor. Bu muhteşem gemi 1628 kışında olduğu gibi sanki bir sonraki yolculuğunu bekliyormuş gibi hazır durumdadır. Siz de İsveç’e giderseniz bu müzeyi gezmeyi ve bizi hatırlamayı unutmayın.

Etiketler:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir