Değerli okurlarım merhaba. Bu yazımda sizlere İlk Dönem Rönesansı’nın usta ismi Sandro Botticelli‘nin ünlü şaheserlerinden La Primavera’dan yani Türkçe ismiyle Bahar Alegorisi’nden bahsedeceğim.
Günlerden bir gün, Floransa’da gittikçe popülarite kazanan ve tanınırlığı hızla artmaya başlayan ressam Sandro Botticelli, Roma’dan bir iş daveti alır. Kendisinden Sistine Şapeli’nde çalışması isteniyordur! Botticelli her ressamın hayallerini süsleyen bu cazip iş teklifini memnuniyetle kabul eder ve Vatikan’nın yolunu tutup Şapel’de çalışmaya başlar.
Botticelli birkaç yıl Roma’da kaldıktan sonra burada artık misyonunu tamamladığı gerekçesiyle ayrılır ve doğup büyüdüğü Floransa’ya geri döner. O artık Sistine Şapeli’nde çalışmış, eskisinden on kat daha ünlü bir ressamdır.

Bu ün sayesinde 1482 Haziran’ında Botticelli’ye Floransa’nın ünlü ailesi Medici’lerden bir tablo siparişi gelir. Lorenzo de Medici’nin kuzenlerinden Lorenzo di Pierfrancesco de Medici evlenecektir. Ve düğünü için Botticelli’ye bir tablo siparişinde bulunmuştur. Tablonun yeri Pierfrancesco’nun evlenince oturacağı Villa di Castello isimli villasının yatak odası olacaktır.
O dönemde yatak odası için tablo siparişi vermek soyluluğun bir göstergesi olmakla birlikte sadece prestijli ailelerin yürütebileceği bir gelenekti.
Botticelli, Lorenzo di Pierfrancesco’ya böyle bir resmi çizebilmesi için onun eşiyle olan tanışma hikayesini dinlemesi gerektiğini belirtir.
Pierfrancesco’nun Botticelli’ye anlattığı hikayeye göre yalnızca birkaç kez gördüğü Semiramide ile evlenmeye karar veren, henüz 19 yaşındaki Pierfrancesco, Rönesans asilzadeleri gibi aşk değil, mantık evliliği yapmayı tercih etmiştir. Lakin gelinen noktada bu mantık, kısa süre içinde büyük bir aşka dönüşmüştür.
Hikayeyi dinleyen Botticelli iki duruma dikkat kesilmiştir. Birincisi, mantık evliliği olarak karar verilen bu ilişkinin tutkulu bir aşka dönüşmesi ve ikincisi ise müstakbel damat Pierfrancesco’nun henüz 19’unda olmasıdır. Botticelli hikayesini bu iki eksene oturtmaya karar vererek işe koyulur.
Botticelli’ye göre genç Lorenzo di Pierfrancesco, evlendiğinde henüz on dokuz yaşında gençliğinin baharındadır ve ressam bu tablonun temasını onun gençliğine ithafen “İlkbahar” olarak belirlemiştir.
Sandro Botticelli’nin bu tablosu alışılageldik Hristiyan dini temalı dönem resimlerine göre mitolojik figürler içermesi nedeniyle farklılık gösterir. Eserin içinde birbirine göre farklı duruşlar sergileyen ve ilk bakışta birbirlerini doğrudan tamamlamıyormuş gibi duran birkaç ayrı figür bulunmaktadır. Figürler doğrudan temas ve iletişim halinde olmamalarına rağmen sergiledikleri hareketler ve temsil ettikleri durumlar açısından değerlendirildiklerinde eserde muazzam bir bütünlük oluşmaktadır.
Şimdi resmin konusunu anlayabilmek için figürleri sırayla inceleyelim;
Resmin tam ortasında yer alan, üzerinde parlak turuncu kumaş ile dikkat çeken kadın figürü Roma mitolojisindeki aşk ve güzellik tanrıçası Venüs’tür (Yunan Mitolojisi’nde Aphrodite). Bununla birlikte Venüs gençliğin, yenilenmenin ve bereketin de simgesi olduğundan, tüm bu özelliklerle bağdaştırılan ilkbaharın da temsilcisi olarak kabul görür. Resimde görülen ortam Venüs’ün bahçesinin ilkbahardaki halidir. Venüs’ün bu bahar bahçesinde her yer portakal ağaçları, çalılar ve çiçeklerle kaplıdır. İşte bu durum yani ilkbahar, evlenen çiftin gençliğine ve tazeliğine olan bir vurgu olarak göze çarpmaktadır.
Güzellik Tanrıçası Venüs
Ayrıca Sandro Botticelli burada Venüs’ün ruhsal güzelliğini vurgulamak istediği için onu bu kez “Apelles’e İftira” ya da “Venüs’ün Doğuşu” eserlerindeki gibi çıplak değil, mütevazi ve zarif biçimde giyinik olarak resmetmiştir. Venüs’ün üzerinde bulunan şalın turuncu olmasının sebebi bu rengin Medici simgesi olmasından kaynaklanır. Öte yandan Venüs’ün başında bulunan ince tül o dönemdeki Floransa yaşantısının bir göstergesi olarak karşımıza çıkar. Yine o dönemde uzun boylu ve beyaz tenli olmak da çok önemli bir meziyettir ve eserde görüldüğü gibi Venüs buna sahiptir.

Eserin en sağında ağaçların arasından süzülen mavi tonlarla betimlenmiş kanatlı figür batı rüzgarının Zephyr’dir (Yunan Mitolojisi’nde Zephyros). Resimde nerdeyse her figürün teni sıcak tonlarla belirginleştirilmişken Zephyr karşımıza gri tonlarıyla çıkmaktadır. Zephyr, Venüs’ün bahar bahçesine girebilen tek rüzgardır ve gelişi ile çiğ damlalarını getirir, güzel kokuları taşır. Ayrıca eserde kendisinin yanaklarının şişkin olarak resmedilmesiyle o an ağzından rüzgar üflemekte olduğu anlaşılır.
Flora, Chloris ve Zephyr
Zepyhr tabloda kollarını uzatıp hemen önünde bulunan genç kız figürünü yakalamaya çalışmaktadır. Bu figür Yunan Mitolojisi’nde “nymph” (bir çeşit peri) ırkına ait olan Chloris’tir. Botticelli tablonun bu kısmında Romalı şair Ovidius’un Metamorfozis (Dönüşümler) adlı eserinde okuyup etkilendiği hikayelerden birini sembolize etmiştir. Ovidius’un kitabında anlattığı hikayeye göre, Chloris’e aşık Zepyhr, durmadan genç kızın peşinden koşup onunla evlenmek istemektedir. Fakat Zepyhr’de gönlü olmayan Chloris buna yanaşmaz ve onu her gördüğünde kaçmaya başlar. Zepyhr da onu kovalayıp elde etmeye çalışır. Eserde hikayenin bu kovalamaca durumu resmedilmiştir. Heyecan içinde kaçan Chloris, arkasına baktığında Zephyr ile göz göze gelmiş ve yakalanmıştır. Yakalanmış olmanın korkusuyla bağırmaya çalışan Chloris’in ağzından ses yerine baharın habercisi çiçekler çıkmaktadır. Zephyr, sonunda Chloris ile evlenir. Ovidius’un hikayesinin devamına bakıldığında çift birlikte sonsuz ilkbaharı yaşayacaktır.

Chloris’in hemen solunda yer alan karakter onun evlendikten sonra dönüşeceği çiçek tanrıçası Flora’dır. Tanışmalarının başında Zepyhr’den nefret eden Chloris zamanla kocasına derin bir tutkuyla bağlanmış ve ona gerçekten aşık olmuştur. Bu duygusal dönüşümünü, Zepyhr’in onu Flora’ya dönüştürmesiyle fiziksel olarak da tamamlanmış olur. Botticelli, Chloris’in Flora’ya dönüşüm sürecindeki pozitif duygu değişimini çetin kıştan ferahlatıcı ilkbahara doğru gerçekleşen bir mevsim geçişi olarak ifade etmiştir. Bu nedenle ressamımız burada Chloris’i kış, Flora’yı ise ilkbahar olarak betimlemiş ve bu şekilde Venüs’ün bahçesine baharın geldiğini vurgulamak istemiştir. Bunun yanı sıra Botticelli, Ovidius’un bu hikayesini sembolize ederek eserinde aynı zamanda tablonun sahipleri olacak müstakbel gelin ve damat Semiramide ile Pierfrancesco arasında mantık evliliği fikriyle başlayan birlikteliğin geldikleri noktada nasıl büyük bir aşka dönüştüğünü de başarılı şekilde yansıtmıştır.
Flora eserde başındaki çiçekli tacı, çiçekli desenlerle bezeli giysisi ve eteğine doldurduğu çiçeklerle son derece mutlu bir kadın olarak resmedilmiştir. Ayrıca bakışlarındaki kendinden emin ifade onun ne istediğini bilen bir kadın olduğunu vurgulamaktadır. Onunla ilgili bütün bu detaylar evliliğinden keyif alan bir kadının iç huzurunu yansıtarak mutlu bir evliliğin önemine dikkat çekmektedir. Flora’nın kucağında taşıdığı ve etrafa serpiştirmeye hazırlandığı güller Venüs’ün simgesidir. Öte yandan eser içinde Botticelli’nin hayatı boyunca gördüğü ve Venüs’ün Bahçesi’ne yerleştirdiği 15.yüzyıl’ın birbirinden farklı 500 kadar gerçek çiçek türüne yer vermesi açısından da etkileyicidir. Bu çiçekler tablonun zemininde egzotik bir duruşla kendilerini göstermektedir.
Venüs’ün hemen solunda yer alan üçlü genç kız grubu Yunan ve Roma Mitolojisinde sıklıkla yer alan “Üç Güzeller”dir (Yunan Mitolojisi’nde Charites). Berraklığı ve ışıltıyı temsil eden Aglaie “Üç Güzeller”in en gencidir. Euphrosyne sevinci ve neşeyi temsil ederken, Thalia ise gençlik, tazelik ve güçlenmenin sembolüdür. İşte bu güzellik, çekicilik, neşe ve doğallık gibi kavramları simgeleyen “Üç Güzeller”, Venüs’e bahçesinde eşlik etmekte ve dans ederek baharın gelişini kutlamaktadırlar.
Üç Güzeller
Botticelli’nin “Üç Güzeller”i profilden, önden ve arkadan ele almasının nedenleri çeşitlidir. Ona göre eğer bir iyilik yapılacaksa, bu iyiliğin gizli yapılması gerekir. Bu nedenle güzellerden biri resimde yüzünü saklar. Öte yandan yine ressamımıza göre kişi bir iyilik gördüğü zaman bunu herkese açıklamalıdır. Bu nedenle diğer güzel yüzünü açıkça gösterir.

Tabloda Üç Güzeller’in ortada bulunanı, Zepyhr ve Chloris’e sırtı dönük olarak resmedilmiştir. Bunun sebebi onun aşka inanmamasıdır. Bu duruma tepkisini de aşıklara sırtını dönerek koymuştur. Fakat kendisi resmin en üst kısmında yer alan sürprizden habersizdir. Çünkü Cupid’in okunun kendisine saplanması sonrası aşık olacaktır.
Aşk Tanrısı Cupid
Venüs’ün başının hemen üzerinde beliren erkek çocuğu formundaki figür, Venüs’ün oğlu aşk tanrısı Cupid’tir (Yunan Mitolojisi’nde Eros). Resimde Cupid’in gözlerinin bağlı olması “aşkın gözü kördür” mesajını içermektedir. Aynı şekilde aşk tanrısının gözlerin bağlı oluşu, güzelliği gözlerle değil kalple algılamamız gerektiğini vurgular. Attığı oklarla insanları birbirine aşık eden Cupid, yayını bu kez Üç Güzeller’den ortadakine çevirmiştir. Yayından çıkacak ok üç güzellerden ortadakine saplanacak ve kendisine ok saplanan güzel, aşk konusunda fikrini değiştirecek ve aşık olup evlenecektir. Botticelli bu şekilde Cupid’in oku vasıtasıyla “habersiz gelen aşk” imgesini eserine yerleştirirken aynı zamanda resmin baharla birlikte alt anlamını oluşturan evlilik temasına da bir kez daha göndermede bulunmuştur. Bu noktada Cupid’in okuna maruz kalmış kızın baktığı resmin en solunda bulunan erkek figürü önem kazanmaktadır.

En solda yer alan genç erkek figürü Roma tanrılarının haberci tanrısı Merkür’dür (Yunan.Mitolojisi’nde. Hermes). Merkür, eserde kendisiyle özdeşlemiş kırmızı kıyafeti, kanatlı sandaletleri ve kılıcıyla birlikte görünür. Merkür burada birbirine sarılı iki yılan şeklindeki kanatlı asası Caduceus‘u kullanarak sol üstte yer alan bulutları dağıtmaktadır. Çünkü Venüs’ün bahçesinde bulutlara asla yer yoktur. Merkür aynı zamanda bulutları dağıtarak baharın gelişini de hızlandırmaya çalışmaktadır.
Merkür
Botticelli, Merkür figürünü, resmi ısmarlayan damat Pierfrancesco’yu eserinde simgelemek için çizmiştir. Bu yüzden Üç Güzeller’den ortadaki kişinin Cupid’in okuna maruz kalmasından sonra Merkür’e bakıp aşık oluşu da yine resmin tasarımını isteyen Medici’lerin evlenme törenini işaret etmektedir. Ayrıca bütün figürlerin içinde yer aldığı bahar bahçesindeki portakallar da bir Medici sembolüdür.

İtalya’nın Floransa şehrinde Uffizi Galerisinde bulunan eser 1482 yılında yapılmıştır. Rönesans dönemi “Secular Art” akımı örneklerindendir. Orijinal ismi “La Primavera” olan, kimilerince “Allegory of Spring” (Bahar Alegorisi) olarak da kabul edilen eser, 202 x 314 cm‘lik kalınca bir panele temperayla resmedilmiştir ve Floransalılar başta olmak üzere İtalyan sanatseverler tarafından bir başyapıt olarak kabul edilmektedir.