Atölyesinde eserleriyle baş başa kalan Tuğba Kuvvetli kimdir?
Ben, doğanın o kusursuz döngüsünü, karmaşanın içindeki dinginliği ve insanın kendi içsel derinliklerini renklerle tuvale aktaran çağdaş bir soyut ressamım. İstanbul’da doğdum; Eskişehir’de iktisat okuduktan sonra içimdeki o güçlü yaratım dürtüsünü susturamayıp Londra’da Central Saint Martins ve London College of Fashion’da illüstrasyon ve moda çizimi eğitimleri aldım. Ardından görsel iletişim tasarımı ve sanat terapisi eğitimleriyle heybemi daha da doldurdum. Atölyeme kapandığımda, dış dünyanın tüm o gürültülü hızını kapıda bırakıyorum. Benim için tuval; akışkan tekniklerle, dokularla ve özellikle kır çiçeklerinin o sessiz ama güçlü direnişiyle modern hayata karşı bir yavaşlama, köklere dönme ve iyileşme alanıdır.

“Ben artık hayatıma sadece bir ressam olarak devam edeceğim” dediğiniz, gemileri yaktığınız o kırılma anı neydi?
Benim hayatımdaki en büyük ve en sarsıcı kırılma anı, anne olduğum dönemde başladı. Annelikle birlikte kendi benliğimi, isteklerimi ve hayattaki varoluşumu çok derinden sorgulamaya başladım. O dönem içimde uyanan o tatlı ama yoğun karmaşanın, zihinsel yükün tedavisini ve şifasını, sanata ayırdığım vakti kademeli olarak artırarak buldum. Tuvalin karşısına her geçtiğimde içimdeki karmaşa dinginleşti, ruhum kendi dengesini yakaladı. Asıl büyük aydınlanma ise, benim kendi şifam için ürettiğim o soyut formların ve renklerin, benim gibi arayışta olan, yorulan veya çıkış yolu arayan birçok insana da çok iyi geldiğini, onlara da dokunup iyileştirdiğini keşfettiğim an oldu. İşte o zaman anladım; bu sadece kişisel bir hobi değil, benim yürümem gereken yepyeni ve kalıcı bir yoldu. Kendimi ertelemeyi bıraktım ve profesyonel hayatımı tamamen tuvale adadım.

Üretim aşamasında kendinizi sıkışmış veya tekrara girmiş gibi hissettiğiniz oluyor mu? Sıkıldığınızda kendinizi nasıl yeniden besliyorsunuz?
Her üretken zihin gibi benim de zaman zaman kendimi tıkanmış veya döngüye girmiş hissettiğim anlar elbet oluyor; bu son derece insani ve yaratım sürecinin doğasında var. Böyle anlarda kendimi zorlamak yerine durmayı ve geri çekilmeyi seçiyorum. Beni en çok besleyen şey yine doğanın ta kendisidir. Doğada yürüyüş yapmak, bir ağacın kabuğundaki dokuyu incelemek, toprağın kokusunu içime çekmek zihnimi hemen sıfırlar. Ayrıca sanat terapisi alanındaki çalışmalarım ve çocuk resimleri analizleri de bana bambaşka, filtresiz bakış açıları kazandırıyor. Çocukların o kuralsız, özgür dünyası bana her zaman taze bir nefes ve yeni bir deneysel cesaret veriyor.

Sanat piyasasında bilinen bir üslubunuzun olması, ticari beklenti ile sanatsal özgürlük arasında bir gerilim yaratıyor mu?
Bu, her profesyonel sanatçının yürümek zorunda olduğu ince bir ip. Evet, izleyicinin ve galerilerin sizin tarzınızı benimsemesi, “Bu bir Tuğba Kuvvetli eseri” diyebilmesi gurur verici. Ancak bu durum sizi bir konfor alanına hapsetme riski de taşır. Ben bu gerilimi, iç mimari projeler veya kurumsal koleksiyonlar için çalışırken mekana özel üretimler yapmanın getirdiği profesyonellikle, kendi özgür serilerimi tamamen kuralsızca ürettiğim zamanları birbirinden ayırarak dengeliyorum. Sanatsal özgürlüğümü ticari beklentilere kurban etmemek için her zaman yeni teknikler, farklı katmanlar denemeye devam ediyorum. Özgün kalabilmenin tek yolu, piyasanın ne istediğine değil, içeriden dışarıya neyin taşmak istediğine kulak vermektir.

Bir tablonun bittiğini ne zaman anlıyorsunuz? Bazen bitmiş olmasına rağmen ileri gittiğiniz oluyor?
Bir tablonun bittiğini anlamak tamamen sezgisel bir doyum anıdır. Kompozisyondaki o renklerin, dokuların ve boşlukların kendi içinde kusursuz bir dengeye ulaştığı, tuvalin artık benden yeni bir hamle talep etmediği o anı hissederim. Resim bana “dur” der. Tabii ki bazen o heyecanla veya “bir dokunuş daha yapsam ne olur?” dürtüsüyle ileri gittiğim, resmi fazla yorduğum zamanlar da oldu geçmişte. Ancak zamanla ve deneyimle öğrendim ki, sanatta bazen en güçlü cümle, nerede susacağınızı bildiğiniz an kurulur. Artık tuvalle olan o vedalaşma anını çok daha iyi yönetebiliyorum.
Atölyenizde çalışırken müzik dinler misiniz yoksa, sessizliği mi tercih edersiniz ve bu, çıkan işi nasıl etkiler?
Kesinlikle müzik dinlerim, hatta müzik benim atölyedeki en büyük suç ortaklarımdan biridir. Seçtiğim ritimler, o günkü üretim sürecimi doğrudan manipüle eder. Bazen ambient, enstrümantal veya doğa seslerini andıran meditatif müziklerle daha akışkan, sakin ve dokusal katmanlar inşa ederim. Bazen de yüksek enerjili, ritmik müziklerle fırça darbelerim çok daha dinamik, cesur ve vurucu hale gelir. Müzik, zihnimdeki mantıksal filtreleri kapatıp duyguların doğrudan ellerime akmasını sağlayan harika bir köprü vazifesi görüyor.

Bu kadar canlı ve yüksek enerjili eserler üretebilmek için atölyeye hep mutlu mu girmek gerekiyor? Kötü günlerde bu renkler nasıl çıkıyor?
Çok güzel bir paradoks! Hayır, atölyeye her zaman neşeyle dolup taşarak girmiyorum. Sanat benim için sadece mutluluğun kutlaması değil, aynı zamanda zorlayıcı duyguların, hüznün veya öfkenin de dönüştürüldüğü bir simya alanı. Kötü günlerde, içimdeki o sıkışmış enerjiyi tuvale aktarırken o canlı renkleri kullanmak aslında benim şifalanma yöntemim. O renkler, karanlığa karşı açtığım bir savaş, bir umut direnişi gibi. Yani o yüksek enerji, her zaman var olan bir mutluluktan değil, bazen de gri bulutların arasından güneşi inadına görebilme çabasından doğuyor.
Sanat yolculuğunuzda bugüne kadar attığınız en cesur veya en riskli adım neydi?
Sanırım en riskli adım, güvenli sayılabilecek diğer tüm profesyonel kariyer alanlarını ve tasarım rollerini tamamen arkamda bırakarak kendimi sadece soyut sanatın o öngörülemez, uçsuz bucaksız denizine bırakmaktı. Soyut resim yapmak başlı başına bir risktir; çünkü figüratif bir dayanağınız yoktur, izleyiciye doğrudan bir duygu dünyası satmak, kendi ruhunuzu en çıplak haliyle ortaya koymak zorundasınızdır. “Bunu insanlar anlar mı, beğenir mi?” kaygısını tamamen öldürüp sadece kendi iç sesime inanarak devasa boyutlu tuvallerin karşısına geçmek attığım en cesur adımdı. Ve iyi ki de o adımı atmışım.

Bir eseri yaparken yarıda bıraktığınız, “Bu renkler/formlar buraya ait değil” deyip üzerini tamamen kapattığınız oldu mu?
Ooo, hem de çok kez! Benim resimlerim zaten katmanlardan oluşur ve bazen o katmanların altında feda edilmiş koca bir resim yatar. Bir iş içime sinmediğinde, o renklerin oraya ait olmadığını hissettiğimde hiç acımam; spatulamı veya beyaz boyamı alır, her şeyin üzerini tamamen kapatırım. Ama bu benim için bir başarısızlık veya kayıp zaman değildir. Üzerini kapattığım o eski formlar, aslında yeni doğacak olan resmin altında harika birer doku ve yaşanmışlık olarak kalır. Tıpkı hayat gibi; geçmiş hatalarımızın üzerine yeni ve daha güçlü bir benlik inşa etmek gibidir bu süreç.
“Ben bu resimde hiçbir şey anlamadım” diyen geleneksel izleyicilere cevabınız genelde ne oluyor?
Onlara her zaman çok tebessüm ederek ve büyük bir şefkatle yaklaşırım. Cevabım genelde şu olur: “Bu çok normal ve harika bir başlangıç! Çünkü anlamak zorunda değilsiniz, sadece hissetmeye çalışın.” Sanatı bir matematik problemi gibi çözmeye çalışmayı bırakmamız gerekiyor. Geleneksel izleyici her zaman tanıdık bir figür, bir ev, bir insan arar. Onlara resme bakarken gözlerini değil, kalplerini açmalarını; renklerin onlara çocukluklarından bir anıyı mı, bir kokuyu mu yoksa bir ferahlığı mı hatırlattığına odaklanmalarını öneriyorum. Resimle entelektüel bir analiz üzerinden değil, tamamen duygu üzerinden bağ kurduklarında zaten o ‘anlamama’ bariyeri kendiliğinden yıkılıyor.
Bugünkü Tuğba Kuvvetli, geçmişteki haline eserleriyle ilgili ne önerirdi veya nasıl bir eleştiride bulunurdu?
Geçmişteki o genç, heyecanlı ama bazen kaygılı Tuğba’ya dönüp omzuna dokunur ve şöyle derdim: “Lütfen bu kadar mükemmeliyetçi olma ve hata yapmaktan korkma. Kendini kurallarla, başkalarının beğenileriyle sınırlandırma. Boyayı daha özgür dök, fırçayı daha sert vur, o tuvali yırtmaktan veya bozmaktan çekinme.” Geçmişte bazen kontrolü elde tutma çabam olurdu, bugünkü aklımla ona en büyük eleştirim bu olurdu. Ona teslimiyetin ve kusurluluğun içindeki o büyüleyici güzelliği çok daha erken kucaklamasını önerirdim.
Ressam Tuğba Kuvvetli’nin eserlerine ve sergilerine erişmek için buradan takip edebilirsiniz:
Instagram : @tugba.kuvvetli
Web sitesi : www.tugbakuvvetliart.com