İçeriğe geç

Ressam Gökçe Kavi ile Röportaj

Atölyenizin kapısını kapattığınızda, tuvalle baş başa kalan Gökçe aslında kimdir?

O kapı kapandığı an, ünvanların ve günlük rollerin bittiği yerdir benim için. Tuvalle baş başa kaldığımda sadece hisseden, gözlemleyen ve bu gözlemlerini renklerle haykırmak isteyen Gökçe kalıyor. Peyzaj mimarlığının bana kazandırdığı çevreye ve detaya dikkatli bakma yetisini, Pop Art’ın o cesur ve dikkat çekici renkleriyle tuvale aktarıyorum. Yağlı boyanın o ağır, klas dokusunu Pop Art gibi dinamik bir tarzla buluştururken aslında kendi içimdeki tezatları, heyecanları ve dünyayı algılama biçimimi sakin bir meditasyon gibi tuvale işliyorum.

“Bu resmi kelimelerle anlatamazdım, o yüzden çizdim” dediğiniz en ikonik tablonuz hangisi?


Denge. Bu eserimde bir at ve bir kız görüyorsunuz ama aslında o tuvalde kelimelere sığdıramadığım, çok özel bir “tutku” hikayesi gizli. Bir başkasının tutkusuna duyduğum hayranlığın ve bu hayranlığın içimde yarattığı o dengenin resmi bu. Tuvaldeki her renk, o özel hikayenin bir parçası… Denge, kelimelerle anlatamayacağım bir duygunun tuvalde ölümsüzleşmiş hali..

Denge / 100x100 cm / Tuval Üzerine Yağlı Boya
Denge / 100×100 cm / Tuval Üzerine Yağlı Boya

Resim yaparken arka planda çalan vazgeçilmez bir şarkı var mı, yoksa mutlak bir sessizlik mi ararsınız?

Pop Art yapıyorum diye atölyede sadece tek bir ritmin hakim olduğu düşünülür, ama ben o algıyı ters köşe yapmayı seviyorum. Tuvalin başına geçtiğimde ruh halime göre iki farklı uç beni besliyor. Bazen arka planda melankolik piyano esintileri ve loş bir caz tınısıyla yağlı boyanın katmanlarını işliyorum. Ama üretim sürecimde fırçamın ritmini asıl belirleyen, beni en çok yükselten spesifik bir parça var: Kiss’in ‘I Was Made for Lovin’ You’ şarkısı. O şarkıdaki zamansız enerjiyi ve saf tutkuyu hissetmek, tuvaldeki o patlayan renklerin arkasındaki gizli gücü oluşturuyor.

Sanatta bugüne kadar yıktığınız en büyük “kural” neydi?


Benim için sanatta yıktığım en büyük kural, kendimi tek bir tarzla sınırlandırmak zorunda hissetmekti. Genelde bir sanatçının tek bir kategoride kalması beklenir. Oysa benim üretim sürecimde katı kurallar yok. Yağlı boyayla Pop Art çalışırken, bir anda daha figüratif ve kavramsal derinliği olan hikayelere yönelebiliyorum. Tutkuyu ve içsel dengeleri arayan figüratif kompozisyonlardan, kapı ve iç mekânların o psikolojik derinliğine geçiş yapabiliyorum. Yıktığım en büyük kural, piyasanın ya da alışılmış kalıpların bana dikte ettiği o tek tip sanatçı kimliğini reddetmek. İçimden gelen her kavramsal hikâyeyi, canım nasıl istiyorsa öyle tuvale aktarıyorum.

Insan Olma Çabası 80x100 cm, 2023 Tuval Üzerine Yağlı Boya
Insan Olma Çabası 80×100 cm, 2023 Tuval Üzerine Yağlı Boya

Yağlı boyayla çalışırken yaptığınız ve sonradan “İyi ki de batırmışım, harika oldu!” dediğiniz bir kaza oldu mu?

Kesinlikle oldu ancak söyleyip sırrı bozmayacağım, koleksiyonerleri ürkütmeyelim şimdi 🙂 Pop Art net çizgiler ister gibi görünür ama yağlı boyayla birleştiğinde işin içine biraz kaos giriyor. Ben o kaosu ve kazaları çok seviyorum. bazen fırçanın elinizden kayması veya yanlış bir rengin tuvale düşmesi, sizi hiç tahmin etmediğiniz bir şahesere götürebiliyor. iyi ki de batırmışım dediğim detaylar şu an gizli birer imza gibi bazı tablolarımda duruyor.

Bir tuvale ilk fırça darbesini attığınız an ile tablo bittiğinde ortaya çıkan şey arasında genelde ne kadar fark oluyor? Yola çıktığınız duygu, bittiğinde hâlâ aynı duygu mu?


İlk fırça darbesiyle son dokunuş arasında her zaman ciddi bir görsel ve ruhsal fark olur. Ben tuvalin başında katı kurallarla çalışan biri değilim. Aksine sürecin getirdiği sürprizleri seviyorum. Yola çıktığım duygu tablonun özünü oluştursa da, bittiğinde o duyguya yeni yaşanmışlıklar ve renkler eklenmiş oluyor. Kısacası duygu aynı kalıyor ama tuval bittiğinde o duygu artık daha derin, daha olgun bir hikayeye dönüşüyor.

Twetty 2026 Tuval Üzerine Yağlı Boya 90x80 cm
Twetty 2026 Tuval Üzerine Yağlı Boya 90×80 cm

Kariyerinizde “artık geri dönüş yok, ben bir ressamım” dediğiniz bir eşik anı oldu mu? O anı bize anlatır mısınız?

Zihnimdeki kavramsal hikayelerin, mimari sınırların ve kuralların çok ötesine geçtiğini gördüğüm gün ‘ben artık tamamen buradayım’ dedim. Hayatımda verdiğim en cesur ve en doğru karardı. O andan itibaren attığım her fırça darbesi bir ressam olarak atıldı.

Yaratım sürecinde en çok neyle savaşıyorsunuz, boş tuval korkusuyla mı, “yeterince özgün müyüm” kaygısıyla mı, yoksa başka bir şeyle mi?


Boş tuval korkum hiç olmadı. Aksine benim asıl savaşım kafamın içindeki kalabalıkla ve kendi sabrımla. Tipik bir Koç burcuyum, çok sabırsızım. Zihnim fırçamdan hızlı hareket ediyor. Pop Art’tan kapıların psikolojik derinliğine kadar o kadar çok fikir aynı anda yarışıyor ki, yağlı boyanın yavaş kuruyan doğasıyla sabırsız ruhum atölyede sürekli çatışıyor. Bir de tabii dışarıdan ‘Şunu şöyle yap, bu tarzda kal’ diye akıl veren çok oluyor. Ama bir Koç olarak o sesleri dışarıda bırakıp kendi bildiğim yoldan gitmeyi seviyorum. Benim tek mücadelem, içimde sabırsızca sırasını bekleyen o görsel hikâyeleri tuvale aktarırken kendime gösterdiğim o zoraki sabır.

Görünmeyeni Açığa Çıkarmak 2024 80x1oo cm Tuval Üzerine Yağlı Boya
Görünmeyeni Açığa Çıkarmak 2024 80x1oo cm Tuval Üzerine Yağlı Boya

Sanatta size yön vermiş ve ilham aldığınız kişiler var mı?


Sanatta beni teknikten ziyade o isimlerin ruhu ve adanmışlığı besliyor. Klasik tarafta Caravaggio benim için çok ayrı bir yerde. Onun o dramatik ışık-gölge oyunları, loş odaları ve kuralları yıkan o sarsıcı derinliği fırçama çok yön veriyor. Diğer tarafta ise benim için tam bir irade ve tutku sembolü olan Frida Kahlo var. Ne yaşarsa yaşansın, ne kadar sınırla karşılaşırsa karşılaşsın sanatından asla vazgeçmeyen o dik başlı ve tavizsiz duruşu beni inanılmaz besliyor. Caravaggio’nun o asi felsefesiyle Frida’nın o ödün vermeyen adanmışlığı, atölyede kendi bildiğim yoldan giderken zihnimdeki en büyük pusulam.

Sizce bugün bir ressam olarak var olmak zor mu? Yoksa internetin avantajları oluyor mu?


İnternet ve sosyal medya, dünyanın öbür ucundaki bir sanatseverle veya koleksiyonerle saniyeler içinde bağ kurabilmek adına muazzam bir avantaj. Bugün bir ressam olarak görünür olmak eskisinden daha kolay belki ama var olmak hala kendi mücadelelerini barındırıyor. Çünkü dijital dünyada korkunç bir bilgi ve görsel kirliliği var. O gürültünün arasından sıyrılıp kendi özgün sesinizi duyurabilmek ciddi bir çaba gerektiriyor. İnternet kapıları açıyor ama o kapıdan içeri girdikten sonra kalıcı olmak, yine tamamen tuvalin başında ne kadar gerçek ve samimi durduğunuzla ilgili.

SubRosa 100x100 cm 2022 Tuval Üzerine Yağlı Boya
SubRosa 100×100 cm 2022 Tuval Üzerine Yağlı Boya

Bugünki Gökçe Kavi, eski Gökçe’nin sanatına baksaydı ona ne tavsiye verirdi?


Gerçekten altından çok suların aktığı bir süreç ☺ Bugünki aklımla eski Gökçe’nin sanatına baksaydım ona tek bir şey söylerdim: ‘Kendini kurallarla, sınırlarla ya da başkalarının ne diyeceğiyle hiç kısıtlama. Doğrudan tuvalin başına geç ve içindeki o kavramsal kaosu serbest bırak. Muhtemelen mimari disiplinin getirdiği o kurallı dünyaya daha sadık olduğum dönemlerde, hata yapmaktan veya çizgilerin dışına çıkmaktan daha çok çekiniyordum. Bir de üstüne o dönem ‘fazla’ bulunan hayal gücüme laf edenler, onu törpülemeye çalışanlar oluyordu. Ona korkmamasını, o fırçayı çok daha cesur sallamasını, popüler kültürün ikonik neşesiyle insan ruhunun o derin, karanlık çelişkilerini korkusuzca aynı tuvalde buluşturmasını söylerdim. Yağlı boyanın o yaşayan, dönüşen doğasına kendini erkenden teslim etmesini tavsiye eder ve eklerdim: “İçindeki o çok seslilik senin en büyük gücün, sesini kısmaya çalışanlara asla kulak asma.”

Gökçe Kavi eserlerini keşfetmek için web sitesini ziyaret edebilirsiniz: https://gokcekavi.com/

Instagram hesabı: https://www.instagram.com/gokcew/

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir