Bugün fanzin dünyasından severek okuduğumuz “Mevzular Derin” aramızda. Bağımsız kalemiyle okurlarına yıllardır sesini duyurmayı başarmıştır. Özgün yazı ve tasarımlarıyla Mevzular Derin Fanzin ile, onları daha yakından tanıyacağımız samimi ve dürüst sohbetimize başlayabiliriz.
Öncelikle merhabalar, sizi aramızda görmekten çok mutluyuz! “Mevzular Derin” nasıl başladı ve bu fikir nasıl ortaya çıktı? Bize biraz bahseder misiniz?
Merhabalar! Bir şeyler üretme, bir yayında bunlara yer verme ve başka insanların ürettiklerini de yaygınlaştırma amacı olan iki arkadaştık en başta. Blog ya da internet sitesi kurma fikrimiz vardı. Daha sonra fanzin fikri çıktı ortaya ve istediğimiz özgürlük alanını, serbestliği ve samimiyeti bu kavramla uyumlu bir şekilde sağlayabiliriz diye düşündük. Yani bir fikir olarak Mevzular Derin, edebiyat ve kültür alanında bir şeyler yapmayı isteyen, bir platform arayışında olan birkaç genç ve hevesli insanın bir araya gelişiyle doğmuş oldu.
O zaman samimi bir ortamda doğup büyüdü diyebiliriz “Mevzular Derin”. Peki bu yolda ilham aldığınız kaynaklar var mıydı?
İlk sayımızı çıkardığımızda yedi kişiydik ve Mevzular Derin aslında bir arkadaş çevresinin ürünüydü o sıralarda. Fanzin çıkarmaya karar verdiğimizde çevremizde bu işe katkıda bulunabilecek arkadaşlarımızı çağırmıştık. Yaş olarak da çevre olarak da benzerlikler bulunduğu için herhangi bir yayının ”soğuk yüzü” olarak belirtilebilecek tatsız bir kurumsallık bizde hiç varolamadı. Bu konuda bizi motive eden şey ise daha önceden gördüğümüz fanzinlerin kural tanımaz, aykırı ve kendi söylemine güvenen yapısı oldu. Geniş kitleler tarafından kabul gören şeylere karşı antipati besleyip bunu açıkça ifade edebilen fanzinler, bizim kendi yayınımızda herhangi bir şey söylerken toplum tarafından kabul görüp görmeme kaygımızı büyük oranda ortadan kaldıran faktörlerden biri oldu. Bu da kendimizi olmadığımız biri gibi gösterme ihtimalimizin daha başından önüne geçmiş oldu. Samimiyeti de bu şekilde sağladığımızı söyleyebiliriz.
O halde Mevzular Derin olarak cesur bir karaktere sahipsiniz diyebiliriz. Peki hiç korkmadınız mı insanları kazanamamaktan veya değerli fikirlerinizi topluma iletememekten?
Bizce ortaya her yeni yayın çıkaran insan veya insanlar, var olan yayınların, kendilerinin söylemek istediği şeyleri yeterince söyleyemediğini düşündükleri için bunu yaparlar, bu da fikirlerin toplumun değer yargılarıyla uyuşup uyuşamamasından bağımsız, cesurca bir iştir. En temelinden aslında, insanların bir şeyler söylemekten, kendini ifade etmekten geri durmamaları, kendilerini ilgilendiren süreç veya olaylarla ilgili fikir beyan etmeleri ve bir parçası olmaları bizim için önemlidir. Biz Mevzular Derin olarak, altı yıldır fanzin başta olmak üzere birkaç farklı platformda varolmaya çalışıyoruz. Bu süreçte birçok insanla tanıştık ve bu insanlarla olan iletişimimizin onlar açısından edilgen bir formda kalmasını istemedik. Kendi değerlerimizden, çizgimizden ödün vermemeye çalışarak otuz iki sayımızda yaklaşık iki yüz elli farklı kişinin eserlerine yer vermeye çalıştık. Bu da aslında sunduğumuz şeylerin insanlarda karşılık bulduğunu ve bir parçası olmak istediklerini gösteriyor. Bununla birlikte, radikal çıkışları kıymetli buluyoruz. Yaşamın neredeyse her alanına sirayet etmiş bir omurgasızlık, çizgisizlik ve popülizm ya da pragmatizm uğruna kendi değerlerinden ödün verme durumu var. Biz bu sirayet etmişliğin tüm toplumu etkisi altına aldığını düşünmüyoruz. Hala ilkeli, tutarlı yaşayan, kolektif akla, iradeye değer veren ve beğenilerini sermayenin belirlemediği insanlar olduğunu biliyoruz. Bizim hitap etmek istediğimiz ve etkileşimde bulunduğumuz kişiler de ağırlıkla bu kişiler.

Çok güzel bir yere değindiniz aslında günümüzün en büyük problemlerinden biri de bu olabilir, insanların kendilerinden kolayca ödün vermesi. Sizinle beraber aynı düşüncede olan ve bunları bizlerle paylaşmak isteyen yüzlerce insan var! Nasıl bu kadar ortak düşüncede olan insanları bir araya getirebildiniz ve nerelerden buldunuz birbirinizi?
Sizin de değindiğiniz gibi gerçekten birçok insan bu düşüncede ve eli kolu bağlı bir şekilde oturmak istemiyorlar. Çeşitli oluşumlarda varolmak istiyor ama çoğu kez, ilk soruya verdiğimiz cevabımızda da değindiğimiz bir kavram olan ”soğuk yüz”ünü görüyorlar bu oluşumların. Birçok oluşum, oluşumu beğenen ve oluşumun bir parçası olmak isteyen birçok insanı edilgen bir rolde bırakarak okur olarak kalmasını istiyorlar. Burada elbette ki oluşumların kendi kararları ve politikaları var ama katılımcı süreçlere bu kadar karşı olan birçok oluşum, bir tepeden bakma hali içerisinde. Aslında bu tepeden bakan anlayış da bugün edebiyat yayınları arasında neden hep aynı isimlere rastladığımızı açıklıyor. Yazın hayatının ilk anlarında kendi eserlerini yayınlayacak bir yer bulamayan bir yazar kendisini nasıl geliştirebilir? Yayınlar açısından baktığımızda da birçok önemli yerde eseri yer alan bir isme yer vermek daha cazip geliyor. Bir yayın tanınan bir kişinin eserine yer verdiğinde eserden ziyade o kişinin ismine yer vermiş oluyor. Bunun getirisi de günümüzde adeta tarikatlaşan bir edebiyat ortamında eser sahibinin mensup olduğu edebi ”tarikata” doğrudan bir hitap ediş oluyor. Biz bu tip risksiz hamleler yerine edebiyat ”piyasa”sını doğrudan temsil eden her yayında denk gelebileceğimiz isimlerdense özgün, gelişime açık ve kendi sesini arayan yazarların eserlerine daha çok yer vermeye çalışıyoruz. Ekibimiz de yolculuğumuz boyunca tanıştığımız ve iletişim kurduğumuz birçok kişiden meydana gelen bir ekip. Çeşitli yaş gruplarından, çeşitli şehirlerden, çeşitli hayat tarzlarından birçok farklı insanla, sermaye tahakkümünden, çok satma ve popüler olma kaygısından uzakta bir edebiyat-kültür oluşumunu var ediyoruz. Bu bir arada duruşumuzu da genel olarak belirli ilkeler, dinamizmimiz ve azmimiz sağlıyor diyebiliriz.
Söyledikleriniz o kadar anlamlı ve doğru ki keşke bütün yazar ve okurlara bu mesajı iletebilsek! O halde siz bir nevi söyleyecek sözü olan herkese bir fırsat tanıyorsunuz. Bunlara rağmen yazıp çizilenleri hiç filtreden geçirme ihtiyacı duyduğunuz oldu mu? Yoksa bütün yazarlarlarınız ve tasarımcılarınız tam olarak sizin istediğiniz gibi mi?
Mevzular Derin, herhangi bir şekilde kimsenin üzerinde egemenlik ya da sahiplik iddia ettiği bir oluşum değil, bir hiyerarşik yapılanması da yok. Günümüzde sansür veya ”filtreleme” ile en çok anılanlar patronlu medya kuruluşlarıdır. Patronsuz, sahipsiz ve sömürüsüz bir alternatif yayın olarak biz kendimizi herhangi bir insanın metnine müdahale edebilecek konumda görmüyoruz. Kendi ekibimiz içinde herhangi bir yetki farkı bulunmadığı için ekip üyelerimizin metinlerinin yayınlanması esnasında yazarın isteği haricinde herhangi bir değişiklik söz konusu olamıyor. Aynı şey çizerlerimiz için de geçerli. Biz bu çatı altında bir özgürlük ortamı sunmaya çalışıyoruz, bunun sözde değil özde olması için de büyük bir çaba sarf ediyoruz. İsteğimiz yalnızca özgün olmak, kendi sesinin arayışında, taklitçilikten ve popülizmden uzakta olmak. Yani yapılan şeyin bir anlamı olmasını, sırf yapılmış olmak için yapılmış olmamasını önemsiyoruz. Konuk olarak bize içerik yollayan kişilerin de metinlerini uygun buluyorsak olduğu gibi yayınlıyoruz. Eğer uygun görmediğimiz bir şey içeriyorsa o kısmı değiştirip öyle yayınlamayı teklif etmek yerine direkt olarak esere yer vermemeyi seçiyoruz.

Yazarların özgürce kendilerini ifade etmeleri çok güzel, günümüzde pek alışık olmadığımız şeyler bunlar. Peki gelelim çizimlerinize, özellikle kapak tasarımlarınız çok dikkat çekici. Özel bir tasarım ekibiniz mi var yoksa yazarlarınız mı tasarlıyor? Bu çizimleri yaratırken ilham aldığınız yerler var mı ve tasarımlarla okuyucuya iletmek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kapak konusunu dönemlere ayırarak incelememiz daha iyi olacaktır. İlk sayımızı çıkarmadan önce, ekibimizde bir çizer arkadaşımız da vardı ve planımız kapak ve iç çizimleri onun yapmasıydı. Sonrasında kendisiyle bir yol ayrımı yaşadık, dolayısıyla ikinci sayımızda kapak konusunda sıkıntı yaşadık. İnternetten bulduğumuz bir görselin merkezde olduğu bir kapağımız oldu. Üçüncü sayıdan sekizinci sayıya kadar ekipte farklı bir çizer arkadaşımız vardı. Onunla da bir yol ayrımı yaşadık ve sonra bir kaos dönemi başladı bizim için. Kapaklarımızı genel olarak internetten bulduğumuz görsellerden oluşturmaya başladık ve bu görseller genel olarak sistem karşıtı ve belirli bir tepkinin taşıyıcısıydılar. Yirmili sayılardan son sayımıza kadar farklı farklı çizer arkadaşlarımızdan birçok kapak aldık, neredeyse tamamı da konuk olarak fanzinimize katkıda bulundu. Otuz ikinci sayımızla birlikte de aramıza yeni bir çizer arkadaşımız katılmış oldu. Kapaklarımız konusunda genel olarak bir çizgi oturtmaya çalıştık ve bu konuda işlerine güvendiğimiz birçok çizer arkadaşımız bize katkıda bulundu. Aynı yazılarda aradığımız gibi bir özgünlük arayışı içinde olduğumuzu söyleyebiliriz kapaklarda da. Bizi takip eden insanlarda bir şeyler ifade eden, incelediklerinde çağrışımlar uyandıracak bir görsellik politikamız olsa da görsellik konusunda yazılarımız kadar yeterli olduğumuzu düşünmüyoruz. Bunun da temelinde bu alanda bir türlü istikrarı yakalayamayışımız var aslında. Önümüzdeki dönemde bunu değiştirmeyi hedefliyoruz.
Aslında son derece emek verilen bir proje Mevzular Derin fanzini. Yani sadece yazarıyla değil tasarımcısıyla da gayet büyük bir projeye dönüşebiliyor ve her şey birbirine zincirlemesine bağlı gibi duruyor. Bütün bu emekler ve düşünceler fanzin olarak web ortamından dışarı çıktı. Fakat fanzin henüz “dergi” kadar iyi tanınmıyor ve haliyle nasıl oluştuğunu ve dağıtıldığını merak ediyoruz. Nasıl aşamalardan geçtiniz? Basımı ve dağıtımı nasıl gerçekleşti?
Öncelikle değerli yorumlarınız için teşekkür ederiz. Türkiye’de fanzin ve dergi arasında bir geçişkenlik var, bunun kaynaklarından biri de dediğiniz gibi fanzinlerin dergiler kadar iyi tanınmaması. Doğası gereği fanzin, popülerleştirilebilir bir şey olmadığından ait olduğu alanda bile (spor, müzik, edebiyat vb.) ana akım bir unsur haline gelememektedir. Biz bu anaakımlaşamamaktan memnunuz ve bizi motive eden bir durum bu. Sorunuza geri dönersek, fanzinler genel olarak fotokopi yoluyla çoğaltılmakta ve şehirlerdeki muhtelif mekanlarda kendilerine yer bulmaktadır. Daha doğrusu burada bulmaktadır yerine açmaktadır dememiz gerekir. Tarihe bakarsak her kazanım, bir mücadelenin ürünüdür. Fanzinlerin mekanlarda var olması da çıkaran kişilerin mekanlara bunu anlatması, ikna etmesi ve çabasıyla olur. Özellikle İzmir, İstanbul, Ankara dışındaki şehirlerde yerleşik bir fanzin kültüründen bahsetmemiz çok olanaklı değil. O yüzden bu şehirlerde var olan fanzinlerin görünürlüğünün o şehirlerde bu dağıtımı gerçekleştiren kişilerin çabasıyla mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan yerleşik bir fanzin kültürü olduğunu söylediğimiz illerde de bu kültür belirli mekanlarla sınırlı kalıyor. Bu sınırları genişletmek de yine kişilerin bireysel ya da kolektif çabalarına kalıyor. Dergilere baktığımızda da büyük dergilerin çeşitli dağıtım şirketleri ile çalıştığını görüyoruz. Daha küçük diyebileceğimiz dergilerin dağıtım süreçleri de fanzinlere benzer işliyor aslında. Burada da bu tip yayınların büyük dergilerden tek farkının bandrollü olmaması ya da arkalarında büyük bir sermaye olmamasının olmadığını görmekteyiz. Özellikle fanzinlerin dağıtım süreçlerinin piyasa dergilerinin dağıtım süreçlerine karşıt bir konumda olması, fanzinlerin alternatif yayınlar oluşunu vurguluyor bizce. Fanzinler için yapılan ”basım ve dağıtım süreçleriyle piyasa dergilerinden farklılaşan, alternatif söylemler barındıran alternatif yayınlar” tanımını değerli buluyoruz.
Evet aslında burada da farklı bir özveriyle karşı karşıyayız. İçeriğini doldurmak kadar bunu paylaşmak da önemli ve dediğiniz gibi dergilerde olduğu gibi işlemiyor sistem. Ancak ne güzel ki, siz kendinizi sadece kağıt üzerinde değil aynı zamanda podcast ortamında da ifade edebiliyorsunuz. Orada işler nasıl ilerliyor? Nasıl başladınız ve nasıl ilerliyorsunuz? Podcast en az fanzin çıkarmak kadar etkili mi yoksa daha mı güçlü bir alan?
Biz podcast alanına 2020’nin Kasım ayında dahil olduk. ”Mevzu Neydi” adlı serimizle ekibimizde olan arkadaşlarımız hem konuşmacı hem de moderatör olarak bu işin bir parçası oldular. Açıkçası yabancısı olduğumuz bir alan ve hala öğrenmeye çalışıyoruz. Genel olarak aldığımız tepkiler, iyi bir başlangıç yapmış olduğumuz yönünde ve bu da bizi devamını getirmek konusunda cesaretlendiriyor. ”Mevzu Neydi”den sonra yeni podcast serileriyle bu alanda olmaya devam etmek istiyoruz. Bu söyleşide de vurguladığımız gibi kendimizi sadece bir fanzin olarak görmüyoruz. Evet, bir fanzin olarak yola çıktık ve hala fanzin çıkarmaya devam ediyoruz ama bu alandaki çizgimizi taşıyabileceğimiz yeni alanlar arayışındayız aynı zamanda da. Dört yıldır internet sitemiz var, yakın zamanda podcast alanına da girmiş olduk ve önümüzdeki dönem de kendimizi ifade edebileceğimiz yeni alanlara girmeyi hedefliyoruz. Podcast ve fanzin kıyasına gelirsek, bizce ikisi farklı alanlar. Yazılı olarak ifade edebileceğimiz şeylerin kapsamıyla sözlü olarak ifade edebileceklerimizin kapsamı farklı ve kişiden kişiye de değişiyor. Burada bizim için temel nokta yeni insanlara ulaşmak, onları kendimizden ve yaptıklarımızdan haberdar etmek. Bunu, kendi ilkelerimizden ödün vermeden yapmayı önemsiyoruz. Podcast alanı da bizim için kendi savunduklarımızı taşıyabileceğimiz bir alan.
Daha fazla insana ulaşıp fikirlerinizi sunabilmeniz harika bir şey, umarız podcast maceranızla da bunu başarabilirsiniz! Kendinizden ödün vermemekten bahsediyorsunuz ve bunu sonuna kadar savunuyorsunuz. Bu aslında günümüzde aşılması zor bir engel çünkü insanlar değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışırken bazen kendilerini kaybedebiliyorlar. Sizin bu sert dünyada sarsıldığınızı ve çizginizden uzaklaştığınızı düşündüğünüz zamanlar oldu mu? Olduysa bununla nasıl mücadele ettiniz, olmadıysa da hiç bu durumdan korktuğunuz oldu mu?
Günümüzde insanların kendini kaybedişleri olarak tanımlanan şey bizce olaylara yaklaşımlarından kaynaklı. Açalım, bir konuyla ilgili maddi beklentisi olan ya da yaptığı bir iş sonucu ün/popülarite ya da bir makam/mevki hedefleyen insanların davranışları da bu hedefe yönelik pragmatik davranışlar olacaktır. Evet, zorlu koşullar var ve sistem dik durmaya çalışanı ciddi anlamda sıkıştırıyor. Özellikle de büyük çaplı işler yapmaya çalışanlar daha büyük zorluklarla başa çıkmak zorunda kalıyor, bunu da kabul ediyoruz. Esas mesele bizce, bu zorluklar karşısında bir çıkış yolu aramak ve bu ilkeli durmaktaki ısrarın devamlılığı. Bu da herhangi bir oluşumun kendi iç işlerinde söz sahibi olmasını ve dışa bağımlı olmamasını gerektiriyor. Kendi açımızdan bu işi herhangi bir maddi beklentiyle yapmıyor ve maddi giderlerin tamamını bu işi yapan kişiler olarak birlikte üstleniyoruz. Okurlardan tek beklentimiz fanzinin basılı halini ücretsiz olarak edinmeleri. Herhangi bir makam/mevki ya da ün hedefimiz yok. Fanzin üzerinden herhangi bir maddi beklenti de tanımlamıyoruz. Dolayısıyla biz bu tür bir korku ya da çizgimizden uzaklaşma durumu yaşamadık. Bunu yaşatabilecek alanlarda da sağlam bir temel atmaya çalıştık. Herhangi bir kuruma, kişiye ya da farklı bir özneye bağlı olmadığımız için taviz vermemizi gerektirecek bir durumla da karşılaşmıyoruz. Belki birçok kişi, bir fanzin olduğumuz için bunu bu kadar kolay sağlayabildiğimizi düşünecek, hakları da var ama burada şunu unutmamak gerekiyor ki imkanları olduğu halde ücretli olan fanzinler, reklam alan fanzinler ve sırf dergi olamadığı için fanzin olan fanzinler gibi birçok farklı türde fanzinler var bu ülkede. Bizim fanzin olmamız bir seçiştir, çizgimizi korumak ve fanzin olarak devam etmemiz de öyle.
Harika bir bakış açınız var ve gerçekten örnek bir ekipsiniz. Fanzin dünyasında bu şekilde ayakta kalarak da müthiş bir başarı elde ettiniz çünkü bildiğiniz üzere çoğu fanzin uzun ömürlü olamıyor maalesef. Açıklamalarınızla aslında yıkılması ne kadar zor bir oluşum olduğunuzu kanıtladınız çünkü tamamen bağımsız, özgür ve cesur bir alan oluşturdunuz kendinize. Son olarak okurlarımıza ve fanzin dünyasına girmek isteyenlere iletmek istediğiniz bir mesajınız var mıdır?
Olumlu sözleriniz bizi mutlu etti. Bir alan oluşturmayı önemsiyoruz çünkü bize göre çeşitli sorunlar tariflendiğinde onların karşısında yalnızca söylemlerle değil, aynı zamanda çeşitli somut alternatiflerle çıkmak önemli. Bizi takip eden, eserlerini bizimle paylaşan herkese çok teşekkürler. Bağımsız yayıncılığın daha ileriye gittiği, sanatla sermaye arasındaki çelişkilerin daha çok insan tarafından fark edilir hale geldiği bir yıl olur umarız 2021. Bu söyleşinin gerçekleşmesine katkıda bulunan Freya Art emekçilerine teşekkürlerimizi iletiyoruz.
Biz de sizlere sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Çok keyifli bir sohbet oldu bizim için ve sizden çokça şey öğrendik… Umarız Mevzular Derin başarılarına başarı katar ve bizleri cesur yazılarıyla doldurur. Bütün ekibinize mutlu ve sağlıklı günler dileriz!