Bugün komedyen Mehmet Köksal ile stand up kültürü üzerine konuşacağız. Kendi kariyer yolculuğunda, yaşadıklarını ve deneyimlediklerini Freya Art okurlarıyla paylaşacak!
Başlamadan önce bize biraz kendinden bahseder misin?
Ben Mehmet Köksal, komedyen. Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde doğdum. İlk, orta ve lise eğitimi orada tamamladım. Üniversite okumak için gurbet ellere geldim ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldum.
Stand up yapmak çocukluğundan gelen bir hayal miydi yoksa zamanla mı gelişti?
Stand up yapmak çocukluğumdan gelen bir hayal değildi. Fakat komedi yapma hevesi çocukluğumda ortaya çıktı. Babam Yeşilçam aşığı biridir. Birlikte Hababam Sınıfı’nı izlemiştik ve ben çok etkisinde kalmıştım. Ardından Süt Kardeşler ve Şabanoğlu Şaban gibi klasikleri izledim. Derken Arzu Film’in yaptığı tüm filmleri izlemekle beraber resmen ezberledim. (Şunu da söylemek isterim ki bitirme tezimi Ertem Eğilmez üzerine yaptım.) İlkokulda öğretmenimiz sağ olsun beni tahtaya çıkarıp o filmlerden sahneler oynatırdı. Ortaokulda Rıfat Ilgaz’la tanıştım. Onun hikayeleri beni yazarlığa teşvik etti. Ergenliğim hep komedi yazmak ve oynamak hedefleriyle geçti. Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan gibi isimlerin işlerini izlerken Haldun Taner, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Cervantes, Çehov, Hemingway gibi yazarları okuyordum. O dönemlerde tahtaya çıktığımda içinde okulumuzun hocalarının ve ünlülerin olduğu skeçler sahneliyordum. Üniversite hayatım boyunca da ülkemizde geçmişte mizah yapan kim varsa (Nasrettin Hoca’dan Umur Bugay’a Sadri Alışık’tan Aydın Boysan’a) hepsinin işlerini büyük bir ilgiyle inceledim. Sonrasında mizahımı geliştirmek için yönümü batıya döndüm. Onlardan da en çok Jerry Seinfeld’i sevdim. Seinfeld dizisinin yazarlarından Larry David’in de durum komedisini öğrenmem de etkisinin büyük olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte Wes Anderson filmlerindeki ironiyi, Coen Kardeşler filmlerindeki kara mizahı seviyorum. Ayrıca Noah Baumbach’ın da kalemini sevdiğimi eklemeliyim. Sonuç olarak stand up komedyenliğinin tohumlarını çocukluğumda atmıştım, zaman içerisinde meyve veren bir ağaca dönüştü.
Peki, sıfırdan stand up sektörüne nasıl girdin?
Bir mizah dergisinde çalışıyordum ve o derginin yazarlarının arasında BKM Mutfak’ta stand up yapanlar vardı. Bir gün onları izlemeye gittik. Ortam harikaydı. Sırasıyla komedyenler sahneye çıkıyor ve komik hikayelerini anlatıyordu. Tam bana göre bir işti. Ben de o dönemlerde kısa kısa mizah hikayeleri yazıyordum ve o hikayeleri arkadaşlarıma anlatıyordum. Herkes gülüyordu. Ben de hikayelerimi sahneye taşımaya karar verdim. Oraya gittim ve stand up’a nasıl başlayabileceğimi sordum. Yeniler Gecesi diye stand up’a başlamak isteyenler için bir etkinliğin olduğunu söylediler ve oraya çağırdılar. Gittim; stand up kariyerime başladım.
İlk gösterini hatırlıyor musun? Nasıldı?
Söylediğim gibi ilk gösterim Yeniler Gecesi’ndeydi. Arkadaşlarım gelmişti. Sahneye çıkmadan önce tekrar tekrar prova yapmıştım. Heyecandan elim ayağım titriyordu. BKM Mutfak çok önemli bir sahnedir. Çok komedyen yetiştirmiştir. Onun da tatlı bir heyecanı sarmıştı. İlk şakam reaksiyon alınca rahatladım ve bana ayrılan 5 dakikayı alnımın akıyla tamamladım.
Genelde stand up zordur derler, bunun sebebi nedir sence?
Bence çok fazla sebebi var. İlk olarak sahne er meydanıdır. Tek başına seni hiç tanımayan insanların karşısına çıkıyorsun. Aristophanes’in, Moliere’in, Eugene Labiche’in veya bir başka büyük yazarın metinlerini değil de kendi yazdığın metni sahneliyorsun ve insanlara, “sizi şimdi güldüreceğim,” diyorsun. Bununla birlikte aralarında bin bir önyargıyla gelen insanlar var. O önyargıları kırmak gerçekten kolay olmuyor. Herkesin ağlayacağı şeyler birbirine benzer ama güldükleri şeyler birbirinden çok farklı. Sonuç olarak içinde türlü zorluklar barındırdığını söyleyebilirim ama sahnenin tadını aldıktan sonra o zorluklar ayrı bi güzelliğe dönüşüyor.
Bu sektörde seni en çok zorlayan an veya durum nedir?
En çok zorlayan şey özellikle yaz dönemlerinde seyircinin az olması. Akşam sahne yapma ümidiyle evden çıkıyorsun ve az bilet satıldığında gösteri iptal oluyor. Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Fakat az seyirciye oynamanın da güzellikleri oluyor. Yılmaz Erdoğan’ın bir röportajında denk gelmiştim. Ünlü olmadan önce tiyatro yaptıklarında onları izlemeye sekiz seyirci gelmiş. Moralleri ister istemez bozulmuş. Sonra Yılmaz hoca şöyle bir anlayış benimsemiş, ”bugün buraya gelen seyirciye öyle bir oynayalım ki kendilerinin bu şehirdeki en şanslı sekiz insan olduğunu düşünsünler!” Ben de böyle düşünmeye başladıktan sonra seyircinin azlığı veya çokluğuyla ilgilenmeden gösterimi yapmaya başladım ve onların şehirdeki en şanslı seyirciler olması için çalıştım.
Kendini ileride bu sektörde nerede görüyorsun? Hayallerin veya hedeflerin var mı?
Hedeflerim yavaş yavaş netleşiyor. Açıkçası ben birden fazla alanda eser üretebileceğimi sanmıştım. Ama maalesef yaratıcılık gerektiren işlerde böyle olmuyormuş. Odağının bir şeyde olması yaratıcılığı daha da arttırıyormuş. Onun için daha üretken olmak adına bir şeylerden vazgeçmek çok önemli. Ben stand upın dışında başka işler de yapan biriyim fakat komedyenlik çok kıskanç bir iş. En çok kendisine zaman ayırmanı istiyor. Gereken özeni gösterirsem önümüzdeki dönemlerde iyi yerlerde olabilirim. Onun haricinde öyle belirsiz bir sektör ki tam olarak ne olur ne biter kestiremiyorum. Sadece üzerime düşeni yapıp işin tadını çıkarmaya çalışıyorum.
Sence Türkiye’de stand up kültürü oturmuş mu yoksa hala zorlandığımız yerler var mı?
Yavaş yavaş stand up kültürü oluşuyor. Birkaç yıldır insanlar yoğun bir şekilde komedi kulüplerine geliyor. Komedyenler dijitalde materyallerini yayınlıyorlar. Ben de YouTube üzerinden Kültür Şoku isimli gösterimi yayınladım. O gösteriyi izleyip beni tekrardan sahnede izlemek için gelen insanlar oldu. Bu da demektir ki stand up’ın bir alıcısı var. Her gösteride seyirciyle daha önce hangi stand up etkinliklerine gittiğini konuşuyoruz ve seyirciler de tek tek komedyen arkadaşlarımızı sayıyor. Çoğu komedyen arkasında reklam olmadan, sadece sahnede veya sosyal medyada yayınladığı materyallerle tanınıyor. Onun için ciddi bir ilerlemenin olduğunu söyleyebilirim. Aksaklıklar da oluyor elbette ama hangi sektörde olmuyor ki?
Sence komedyenlerin “emeklilik” yaşı var mı?
Komedyenlerin emeklilik yaşı olsaydı Don Rickles, Bob Hope gibi komedyenler seksen küsur yaşlarında sahne yapıyor olmazdı. Dışardan örnek vermeyi bırakalım. Ülkemize bakalım: Şener Şen bugün 83 yaşında ve hala sahnede. Onun için komedyenlerin emeklilik yaşının olduğunu düşünmüyorum.
Genç yeteneklere stand up hakkında verebileceğin tavsiyeler neler?
Ben genç yeteneklere tavsiye verebilecek bir konumda olduğumu düşünmüyorum. Daha önce röportajlarında genç yeteneklere tavsiye veren arkadaşlarımla da çok dalga geçmişliğim vardır 😀 Fakat kendime verdiğim tavsiyeleri onlarla da paylaşabilirim. Stand upa ilk başladığında yerli veya yabancı fark etmez, birçok komedyene özeniyorsun, bu kaçınılmaz bir şey ama önemli olan kendi tarzının olması. Kendi değerinin, hikayenin ve hazinenin farkında olman gerekiyor. Öyle olduğun zaman daha çok hikaye üretebiliyorsun. Seyirci sahnede özgün ve samimi birini gördüğünde bağrına basıyor. Heyecanını kaybetmemek için her hafta yeni materyaller yazmak ve anlatmak komedyeni çok geliştiriyor. En önemlisiyse yazmaya üşenme… Kendi kendime verdiğim tavsiyeleri arkadaşlarla paylaşalım ve sorunuzu cevapsız bırakmayalım.
Tüm bu samimi yanıtların ve katılımın için çok teşekkürler! Stan Up dünyasını biraz daha yakından tanımamıza vesile oldun, bu nedenle seninle sohbet etmek bir zevkti. Bir sonraki stand up gösterilerinde görüşmek üzere!
Röportaj için çok teşekkür ederim sorularınızı cevaplamak son derece eğlenceliydi!