Bugün aramızda 20’li Yaşlar Podcast ekibi var! Son derece eğlenceli ve keyifli olan podcast yayınlarıyla hayatımıza girdiler ve artık çıkmalarını hiç istemiyoruz… Bu samimi soru-cevap kısmında onları daha yakından tanıyacağız. Dilerseniz hemen başlayalım!
Hoş geldiniz! Bizimle buluştuğunuz için çok çok mutluyuz ve aynı derecede de
heyecanlıyız. Bir an önce sizi tanımak istiyoruz. Önce mikrofonun arkasında
oturanları tanıyalım. Batuhan ve Arda kimdir?
Pandemi dolayısıyla yüz yüze görüşemesek de hoş bulduk. Ürettiklerimizin
beğenilmesini de gerçekten hoş bulduk.
Batuhan yeni mezun bir elektrik elektronik mühendisi. İşinden gücünden gayet memnun. Aynı zamanda amatör fotoğrafçı ve
yakın zamanda da podcastci. Bu podcastci tabiri tam olarak içimize sinmediğinden
“podcast konuşanı” diyorum kendim. Benden başka kullanan yok ama olsun, ben
anlıyorum.
Arda ise hayatının büyük bölümünü spor izleyerek geçirmiş şimdilerde de
spor anlatarak yaşamını sürdüren bir insan evladı.
Şimdi de 20’li Yaşlar’dan bahsedelim biraz. Nereden çıktı ortaya ve adım adım
nasıl bugüne geldi?
Yeditepe Üniversite’sinde İngilizce hazırlık okurken ortak arkadaşımız vasıtasıyla
yemekhanede tanıştık. Bir masa arkadaş grubunda sohbete başladık. O gün
bugündür durmadan konuşuyoruz. Arda spor kulübüne girip sonradan da başkan
olunca bu sohbetlerimizin yeri yurdu kulüp odası oldu. Kulüpteki arkadaşlarla
sohbetimiz tutunca biz baya büyük bir masayı kapladık. Ders dışında kulüpte toplanıp
sonrasında dışarıda devam eden sohbetlerimizi, 2018 yılının başı gibi dinlediğimiz
podcastlerden etkilenerek, internete taşımaya karar verdik. Daha doğrusu sadece
Batuhan karar verdi. Arda’yı ikna etmek 2 sene sürdü. Başta YouTube’ta video
formatında mı yapsak diye düşündük fakat görselden ziyade sese odaklanmanın
bizim durumumuza daha uygun olduğuna karar verdik. Podcastimizim adını bu
kulüpteki insanların ortak noktalarından ve konularımızdan yola çıkarak koyduk. 20’li
Yaşlar. Bir sürü deneme kaydından sonra Mart 2020’de nihayet yayınlara başladık.
İlk kaydımızı Arda’nın öğrenci evinde sadece bir telefon ile kaydettik. İkinci
yayınımızdan sonra pandemi ülkemize yayılınca uzaktan kaydetmeye başladık. Bu
röportajı yaparken bile hala yüz yüze görüşemedik. Muhteşem keşfimiz telekinezi
yardımı ile podcastlerimizi internet üzerinden konuşarak kaydediyoruz. Günlük
telefon konuşması gibi geliyor artık bize. Genelde ikimiz konuşsak da kulüpteki ve
muhabbetimizin tuttuğunu düşündüğümüz arkadaşlarımızı konuk alıyoruz.
Dinlendikçe bizim susacağımız yok gibi.
Podcast sırasında konuşacağınız konuları nereden buluyorsunuz?
Genelde daha zinde olduğumuzdan hafta sonu sabahlarında kayıt yapıyoruz. Hafta
içi de nerdeyse her gün iletişim halindeyiz. Hafta içi konuşmalarda birbirimize
anlattıklarımızdan hoşumuza giden bir konu çıkar gibi olduğunda, birbirimizi durdurup
bunu podcastte konuşalım diyoruz. Gerçekten de o konu hakkında konuşmayı
sonraki bir bölüme saklıyoruz. Konularımızı günlük hayat akışımızdan seçerek
yapıyoruz. Tabii ayrıca aklımıza gelen konuları, ortak bir çevrimiçi not defterinde
listeliyoruz.

Çok samimi bir tavrınız var, yani bazen konuştuğunuz konudan ziyade sadece
sizin sohbetiniz dinlemek bile yeterli olabiliyor 🙂 Yine de hiç konu bulma
açısından sıkıntı yaşadığınız oluyor mu?
Pek böyle bir sıkıntı yaşamadık. Bölüm öncesi konuşmalarımızdan bir konu
seçememişsek de mikrofon başında birkaç cümle ettikten sonra bir yerden
muhabbeti yakalıyoruz. O birkaç cümleyi kesip bölümü yayınlıyoruz.
İyi kötü yorumlar aldığınız oluyordur, bunların arasında aldığınız en ilginç
yorum hangisiydi?
Tek bir yorum değil ama ailesi ile dinleyenleri öğrenmek şahsen şaşırtmıştı.
Annesiyle Türk kahvesi eşliğinde dinleyen birisi vardı. Fotoğraf atmıştı bize.
“Lokmalık” adında bölümler çıkarttınız. Diğer bölümlerden farkı nedir?
Öncelikle ana bölümlerin mantığını anlatmamız gerekiyor sanırım. Ana
bölümler, bahsettiğimiz kulüp odasında yaptığımız muhabbetler aslında.
Uzunluğu ve konuları nerdeyse aynı. Sonrasında yemek yemeğe çıkıyorduk.
Orada da bir sonraki bölüm başlıyordu. Böyle bölüm bölüm ilerliyorduk.
Lokmalık’lar ise kampüste ders öncesi karşılaştığımızda yaptığımız
muhabbetler. Ayaküstü, güncel konulardan, özlem gidermelik. Tam bir
lokmalık yani.
Logonuza bayıldım! Şirin ve samimi bir tasarım. Logo fikri nasıl çıktı ortaya ve
kim tasarladı?
Logomuzu bulmakta çok güçlük çekmedik. Arda’ya sordum sence ne olsun
diye. İkimiz de çantalarımızı sırtımızdan çıkarmıyoruz, 20’li yaşlarındaki
insanların sırt çantası olur evrak çantası olmaz dedi. Mantıklıydı hoşuma gitti.
Akşamına bu görseli hazırladım. İkimizin de içine sindiğinden ikinci bir
seçeneği düşünmedik.
“En” diyebileceğiniz bir podcast bölümünüz var mı?
Hiç beklemediğimiz derecede 5.Bölüm 5 Kız Teoremi hakkında neredeyse her
gün mesaj alıyoruz. Bu teoremin ne kadar doğru olduğuna dair anılar
anlatıyorlar. Sadece kızlardan değil erkeklerden de bu konuda gözlemler
geliyor. Teoremin tutmadığına dair bir iki mesaj almıştık. Arkadaşlara üzülerek
söylüyorum ki bu durumu fark etmiyorsanız gruptan ayrılacak ilk kişi maalesef
siz oluyorsunuz. Sosyoloji tezi yazmam gerekirse bunu yazardım. En çok
arkadaşlar arasında yayılan ve en çok destek alan bölümümüz.
Hiç yayınladıktan sonra kaldırmak istediğiniz veya pişman olduğunuz bölümler oldu mu?
Daha böyle bir bölüm olmadı. Bölümü düzenlerken birkaç defa üstünden
geçtiğimizden yanlış anlaşılmaya müsait kısımları kırpıyoruz.
Podcast’in zorluklarını onu yapanlar bilir, sizin podcast hazırlarken
zorlandığınız zamanlar oluyor mu? Bunlar neler?
Ne kadar üstesinden gelmeye çalışsak da yüz yüze olmamamız bizi bazen
olumsuz etkiliyor. Birlikte olduğumuzda daha rahatız. Daha rahat sohbeti
ilerletebiliyoruz. İnternetteki gecikmeler bunu engelliyor.
Son olarak hem dinleyicilerinize hem de Freya Art takipçilerine söylemek
istediğiniz bir şey var mı? Özellikle Podcast yayıncısı olmak isteyenlere
verebileceğiniz tavsiyeler var mıdır?
Dinleyicilerimiz bizi dinlemeye devam etsinler, Freya Art takipçileri de bi göz atsalar
fena olmaz 🙂 Podcast yayıncılarına tavsiye vermek bize düşer mi emin değiliz zaten
ağzı olan konuşuyor 🙂 Tek bir şey söyleyebiliriz sesleri en temiz biçimde dinleyene
ulaştıran galiba bir tık önde oluyor her zaman.