Gerçek, hakikat olanlar ekseri acı ve burukturlar. Bu mektubumda duyacağınız acılık da gerçek oluşundan dolayıdır.
15 Mart 1944
Özdemir Asaf
Genelde böyle başlamaz mı en güzel hikayeler? Pek tabii bir tereddüt hakimdir ilk başlarda, her ne kadar gençlik cesareti yakıcı olsa da. Ayrılık fikrinin ince bir korku vermeye başladığı anların yavaş yavaş bir ölüm fermanına dönüşüşünü izlemek ise şairlere mi mahsustur sadece?
Soyadı kanunu öncesi hayata babasının ismini taşıyarak başlayan Özdemir “Asaf”, nice mısralara imza dahi atmadan, belleklerde iz bırakacak kadar özgün bir kalemle hissettirir ayrılığı.
Dil bilgisi kurallarının üzerinde bir özgürlüktür onun özgürlüğü. Özel isimlere gelen kesme işaretlerini ayırmamak, uzunluğunda anıların verdiği acının bir nebze azalacağını ummak için midir?
Belki de şimdiki zamanı kabul edemeyişi de bu yüzdendir, nefes alışın bu günlerde tahammül edilemiyor oluşundan. Aşkı, bekleyişinde başkalaştıran, kelimelere yürek sızlatan bir kısalıkta en güzel danslarını ettiren şairdir Özdemir Asaf kanımca. Üzerine bastırılmış kelimelerle kendini anlatarak başladığı hikayesinin son sayfalarında kaybolan herkesin şairidir.
Seni, senden de yakın yalnız ben tanıyorum,
Seni, sana en sıcak bir ben anlatıyorum.
Kimse varamaz senin ben kadar yakınına;
Çok zamanlar kendimi sanki sen sanıyorum.
Sana seni anlatsam anlatırım kendimi.
Sende seni ararken kendimi arayorum .
Senden
Özdemir Asaf
Anıların esiriyizdir hepimiz. Asaf’ı ise bizden biraz olsun ayıran, duyguları birkaç mısraya hapsedebiliyor oluşu mudur? Esaretin bedelini mısralarında ödeten şair, mücadelesinde daha az kan kaybediyor gibi gelir okuyucularına. Fakat hakikat daha derindir elbet. 1944 yılında genç bir üniversite öğrencisiyken tahta sıralarda tutulduğu aşk, kelimelerin ölümsüz dünyasında yalpalatmıştır adımlarını.
Bir tek azabım kaldı artık. Onu da hayatımın sonuna kadar götüreceğim (Şimdi çok uzun sürmesini istediğim bu hayatın) O da: seni sana anlatacak, bendeki seni sana anlatacak kelimelerin çok az olduğu. Evet meğer ne az kelime varmış…
1944
Özdemir Asaf
Elinde kalan kelimeler her ne kadar evliliğe giden yolculuğunun yaratıcıları olsalar da, 21 yaşının mart ayında başlayan iç ısıtıcı bu yolculuk, 1958 yılının temmuzunda erimeye başlamıştır. Gittikçe katılaşıp maddileşen gönül bağlarının karşısına mürekkep damlalarıyla çıkar Özdemir Asaf. Kayınbabasından kalan matbaadaki kâğıtlar ticari belgeler basmak için fazla incedir halbuki, şair mürekkebi tutmazlar. Küçük basımevinde bir sanat alemi kuran şairin savaşı ise yeni başlıyordur. Ve ne yazık ki bu savaştaki kayıp, kâğıt tüccarlarına karşı verilen savaştakinden bile acı olacaktır.
Anlık verilen bir kararla bir gemi İsveç’e doğru yol almaktadır. Güvertesinde ise saçları yaz rüzgârında dalgalanan bir kadın durmaktadır. Gidişinin yaratacağı kıyımdan bihaberdir oysa ki. Pek seçemez simasını yolcu edenler, arkası dönüktür kıyıya, her şeye, herkese.
Bu seferki savaşı dayanılmaz kılan ise, her telaffuz edilişinde yürek daraltan o kelimedir. Bekleyiş. Yavaş yavaş parmaklarının arasından damlayan zamana diktiği gözlerinden akacak her yaş ile savaşacağı an gelmiştir.
Duvarlarda yankı yapmaya başlayan sesin giderek sana yabancılaştığını kabullenmeme direnişidir. Her gecenin bir öncekinden keskin koktuğu, hareketlerinin gittikçe boşlukta yavaşladığı süreçtir. Teslimiyetin direnişten daha acı verdiği bir ayaklanmadır bu. Zamana karşı.
Şimdiki sessizliğim, galiba o ümit denen şeyin benden yavaş yavaş çekilip gitmiş olmasının bir neticesi. Kabul ediyorum. Bu kabul beni büyütüyor mu, yoksa derinleştiriyor mu bilemiyorum…Geçen günler içinde hatıra oluyorum. Yaşadığımı değil ömrümün azaldığını görüyorum.
27 Eylül 1958
Özdemir Asaf
