
Jacob August Riis 1849 yılında Danimarka’da doğduktan sonra, 1870 yılında New York’a buharlı bir gemide, cebinde 40 dolar ile mülteci statüsünde gelir. Birbirinden farklı işlerle geçimini sağlamaya çalışan Jacob Riis, 3 yıl sonra New York‘un aşağı doğu bölgesinde polis muhabirliği yapmaya başlar. Bu işi ona New York’un dışlanmış kesiminin oluşturduğu karanlık yüzünü gösterir: ötekileri. New York’ta 1800lü yıllarda çeşitli ölümcül hastalıkların pençesinde kıvranan 1,2 milyon yoksul vardır. Her çeşit suçlunun kol gezdiği, açlık kokan bu sokaklarda çocuk ölümleri %10 a dayanmaktadır.
“Uzun zaman önce ‘dünyanın bir yarısı diğer yarısının nasıl yaşadığını bilmiyor’ deniyordu. O zamanlar bu doğruydu. Bilmiyorlardı çünkü umursamıyorlardı. Tepedeki yarı, onları orada tutukları sürece, altındakilerin mücadelelerine çok az, kaderlerine ise daha da az önem veriyordu.”
Jacob August Riis (1914). “How the Other Half Lives: Studies Among the Tenements of New York”


Jacob Riis bu manzaraların görmezden gelinemeyecek olduğuna karar verir. Böylece her gece tanıklık ettiği iç parçalayıcı sahnelere bir de kamerasının vizöründen bakmaya başlar. Kendini fotoğrafçılık konusunda eğitmeye başlayan Jacob Riis’in mutlak motivasyonu bu karanlık kesimin sesini duyurmak ve fark edilmelerini sağlamaktır. Böylece kendisi de göçmen bir aileden gelen fotoğrafçı, bugünkü adıyla eşi bulunmaz bir “fotoğraf gazeteciliği” serisi çıkararak bir sosyal reform başlatır.

Jacob Riis’in fotoğrafları aynı zamanda yeni kullanılmaya başlanan flaş fotoğrafların eşsiz ve öncü örnekleridir. Her ne kadar yüzlerinde parlayan flaş fotoğraflanan insanların yüzünde bir şaşkınlık ifadesi bıraksa da ortaya çıkan fotoğraflar “objektif ve samimi” olarak nitelendirilir. New York’un karanlık sokaklarından derme çatma evlerin loş odalarına, kabul edilemez çalışma şartları ile işleyen atölyelerden çocuk içişlerin ayak diplerine kadar her köşeyi aydınlatır böylece patlayan flaşlarıyla.
Her daim bir empati duygusu yaratma ihtiyacıyla deklanşöre basan Riis’in bu serisi, yayımlayacağı kitabının ana ögesini oluştur. 1890 yılında yayımladığı “How the other half lives” düşündüğünden de büyük bir sarsıntı yaratır ülkede. İdealist Riis, cesur fotoğraflarını, daha önce hiçbir basının yayımlamayı kabul etmediği yazıları ile destekler kitabında. Amacı daha varlıklı kesimi harekete geçirmektir. Bunun için belki de büyük bir rahatsızlık yaratmayı göze alan fotoğrafçının tanık olduğu hikayeler karşısında hissettikleri, bu yayının en büyük nedenidir. Aynı deneyimi herkese yaşatmakta kararlı olan Riis, kitabının giriş cümlesine taşır bu duyguyu: “Halka bariz olarak açık olan kaynaklardan oluşturulmuş bu hikâye, herhangi bir kalbi titretecek kadar karanlıktır.”


“How the other half lives” yayımlandığı andan itibaren büyük ilgi toplar ve varlıklı kesim fotoğrafçının sesini Jacob Riis’in beklediğinden çabuk duyar. 1901 yılında başkan olacak Theodore Roosevelt’in bizzat Jacob Riis’e “kitabını okudum ve yardım etmeye geldim” demesinin ardından ikili fotoğrafların çekildiği sokaklarda gezerler.
Riis sadece sorunlara dikkat çekmeye değil çözüm de aramaya gelmiştir. Kitabının yayımlanmasından sonra boş zamanlarını fonlar açarak para toplamaya adar.

Kamerasından aldığı güçle ulaştığı amacına rağmen fotoğrafçılık Riss için bir tutku değildir. 1800lerin Amerika’sını kökünden sarsan, sosyal bir reform başlatan ve günümüzde hala belleklerde büyük etki bırakan fotoğrafların sahibi için fotoğraf “sert görüntülerle şok edici bir etki yaratsa da sadece görmek istediği gerçeği ona gösteren bir araçtan ibarettir.”
How the Other Half lives’in yarattığı sarsıntının kapsamını ve etkisini anlamak için Popüler kültüre bakmak bile yeterli olacaktır. Bunun en klasik örneklerinden biri Beatles’ın “Glass Onion” şarkısındaki sözleridir.
Looking through the bent backed tulips Eğik sırtlı lalelerden bakıyorum To see how the other half live Diğer yarının nasıl yaşadığını görmek için Looking through a glass onion. Bir cam soğandan bakıyorum.

Böylece Jacob Riis’in kamerasıyla başlattığı siyah beyaz reform, 1800ler Amerika’sının farklı renkler görmesine, patlayan flaş sesinin ise beraberinde günümüze kadar işitilmesi güç feryatları getirmesini sağlamıştır.
Hayatın derin korkularını ve acılarını çok iyi yansıtmış